Home » antalya escort » alanya escort bayan » Senin İçin Soyundum – 1 –

Senin İçin Soyundum – 1 –

Alanya escort bayan ilanlarıiçin aralandı. Baş döndürücü bir kokusu vardı. Parfüm kokusu değildi. Duş jeli belki. Ya da şampuan. Her ne idiyse, insanın ağzını sulandırıyordu, tıpkı adamın kendisi gibi.

Bana elini uzattığında altın ve oniks kol düğmeleri ile çok pahalı görünen saati çıktı ortaya.

Titrekçe bir soluk alarak elimi onun elinin içine koydum. Elimi kavrayınca nabzım tekledi. Dokunuşu elektrik gibi çarptı beni ve kolumdan yukarı bir şok dalgası yollayarak en-semdeki saçları dikleştirdi. Kibirli bir kavise sahip kaşlarının arasını kırıştıran bir endişe ifadesiyle bir an öylece durdu.

“İyi misiniz?”

Kültürlü ve yumuşak sesindeki hafif hırıltı içimi bir hoş yapmıştı. İnsanın aklına seksi getiren bir sesti. Sıra dışı seksi. Bir an bu adamın sadece konuşarak beni orgazma ulaştırabileceğini düşündüm.

Dudaklarım kurumuştu, yanıt vermeden önce dilimle ıslattım onları, “iyiyim.”

Zahmetsiz bir zarafetle ayağa kalkarken beni de yukarı çekti. Göz temasımız sürüyordu, çünkü gözlerimi ondan alamıyordum. Başta düşündüğümden daha gençti. Otuzun altındadır diye tahmin ettim ama gözlerinde çok daha görmüş geçirmiş bir hava vardı. Sert ve çok zeki bakıyorlardı.

Ona doğru çekildiğimi hissediyordum; sanki belime bağlanmış bir ipten tutmuş, karşı konulmaz bir şekilde yavaş yavaş çekiyordu beni kendine.

Gözlerimi kırpıştırarak yarı sersemlemiş halimden sıyrıldım ve kendimi çektim. Sadece güzel değildi… büyüleyiciydi. Karşısındaki kadında onun gömleğini yırtarak açma ve gömlek düğmeleriyle birlikte kendi kişisel baskılamalarının da savrulup gitmesini seyretme arzusu uyandıran cinsten bir adamdı. Onun o manyakça pahalı takım elbisesinin içindeki medeni ve şehirli duruşuna bakıyor ve hoyrat, ilkel, çarşaf tırmalatan türden bir düzüşme geçiriyordum aklımdan.

Beni o kışkırtıcı bakışlarının hapsinden kurtararak eğilip, düşürdüğümü fark etmediğim kimlik kartımı yerden aldı. Beynim tekleyerek de olsa yeniden çalışmaya başladı.

O bu kadar kendine hâkimken ben bu kadar sakarca davrandığım için kendime sinir olmuştum. Neden bu hale düşmüştüm? Çünkü gözüm kamaşmıştı, neden olacak.

Başını kaldırıp bana baktı ve o duruşuyla -yani önümde diz çöküşüyle- bir kez daha dengemi altüst etti. Kalkarken gözleri gözlerimdeydi. “İyi olduğunuza emin misiniz? Biraz otursanız iyi olur.”

Yüzüm yanıyordu. Gördüğüm en kendinden emin -m za^ rif adamın önünde böyle sakar ve beceriksiz durumuna ilişmekle ne kadar da iyi etmiştim. “Yalnızca dengemi kaybettim. Bir şeyim yok.”

Bakışlarımı çevirince az önce çantasının içindekileri yerlere saçan kadını gördüm. Kendisine yardım eden görevliye teşekkür ettikten sonra dönüp bin bir özür dileyerek bana doğru geldi. Topladığım bir avuç bozuk parayı uzattım anra onun gözü takım elbiseli tanrıya takılmıştı ve beni tamamtn unutmuştu bile. Anlık bir duraksamanın ardından uzanıp paraları kadının çantasının içine bırakıverdim. Sonra bir risl alarak yeniden adama bir bakış fırlattım ve onu beni ^vrtderken buldum, hem de esmer kadının yağdırmakta olduğu teşekkürlere rağmen. Adama yağdırıyordu teşekkürleri elbette. Sanki kendisine gerçekten yardım eden kişi ben değilmişim de oymuş gibi.

Kadının susmasını beklemeden konuştum. “Kartımı alabilir miyim lütfen?”

Kartı bana uzattı. Alırken adama dokunmamak için çaba harcadıysam da parmakları parmaklarıma değdi ve bir heyecan dalgası bir kez daha her yanıma yayılıverdi.

“Teşekkür ederim” diye mırıldandıktan sonra yanından sıyrılarak döner kapıya yöneldim. Kaldırımda durup kimisi Hiizel, kimisi zehirli milyon çeşit kokuyla buram buram olan

New York havasını içime çektim.

Binanın önünde gösterişli bir Bentley duruyordu. Aracın lekesiz koyu camlarında kendi yansımamı gördüm. Yanaklarım kızarmıştı ve gri gözlerim çakmak çakmak parlıyordu. Bu ifadeyi yüzümde daha önce de görmüştüm – bir adamla yatağa girmeden hemen önce, banyodaki aynada. Bu benim düzüşmeye hazırım ifademdi ve şu anda yüzümde olmasının ne yeri ne zamanıydı.

Yok artık. Topla kendini.

Bay Gizemli ve Tehlikeli ile yalnızca beş dakika geçirmiştim ama bu beni huzursuz ve gergin bir enerjiyle doldurmaya yetmişti. Çekimini hâlâ hissedebiliyor, içeriye onun yanına dönmek için açıklanamaz bir arzu duyuyordum. Crossfire’a gelme nedenim olan işi henüz bitirmediğimi iddia edebilirdim aslında ama bunu yaparsam ileride çok pişman olacağımı biliyordum. Aynı gün içinde kendimi kaç kez gülünç duruma düşürecektim?

“Yeter” diye azarladım kendimi sessizce. “Gidiyoruz.”

Bir taksi, önce başka bir taksinin yolunu keserek zar zor önüne daldı, sonra da ışığın değişmesine saniyeler kala kavşağa atlayan korkusuz yayalar yüzünden aniden frenlere yüklendi ve kornalar bir anda ortalığı inletti. Ardından, bir dolu küfür ve çeşitli el kol hareketleri eşliğinde de olsa aslında pek de ciddi öfke içermeyen bağrışmalar geldi. Birkaç saniye içinde herkes olanları unutacaktı, çünkü bunlar şehrin doğal temposu içinde tek bir vuruştu yalnızca.

Kendimi yaya trafiğinin akışına bırakıp spor salonuna doğru yönelirken yüzümde hafif bir gülümseme vardı. Ah, New York diye düşündüm, kendiıtii yeniden sakinleşmiş hi«-sederek. Şahanesin sen.

Aslında niyetim koşu bandında ıtfDhp sonra da aletlerden birkaçını kullanarak bir saati tamamlamaktı ama birazdan

yeni başlayanlar için kickbox dersi olduğunu görünce bekleyen öğrencilerin arasına karıştım ben de. Ders bittiğinde kendimi daha iyi hissediyordum. Kaslarım tam dozunda bir yorgunlukla titriyordu ve o gece yattığımda iyi uyuyacağım belliydi.

“Çok iyiydin.”

Yüzümdeki teri havluyla silip benimle konuşan genç adama baktım. Adam ince yapılı, uzun boyluydu, vücudu biçimli ve kaslıydı. Delici kahverengi gözleri ve kusursuz bir buğday teni vardı. Kirpikleri insanı kıskandıracak kadar gür ve uzun, kafası ise tamamen tıraşlıydı.

“Teşekkür ederim.” Dudaklarım hüzünle büküldü. “İlk seferim olduğu o kadar barizdi ha?”

Gülerek elini uzattı. “Parker Smith.”

“Eva Tramell.”

“Doğal bir zarafetin var, Eva. Azıcık bir eğitimle tam bir dövüşçü olursun. New York gibi bir şehirde insanın kendini savunmayı bilmesi şart.” Duvarda asılı olan mantar panoya doğru yöneldi. Üzeri raptiyelenmiş kartvizitler ve broşürlerle kaplıydı. Parlak renkli bir kâğıdın alt ucundan sarkan parçalardan birini kopararak bana uzattı. “Krav Maga’yı duydun mu hiç?”

“Jennifer Lopez’in bir filminde geçiyordu.”

“Krav Maga hocasıyım ben ve seni çalıştırmayı çok isterim. Bu benim internet sayfam ve bu da stüdyonun numarası.”

Tavrı hoşuma gitmişti. Dolambaçsızdı, tıpkı bakışları gibi; gülüşü de sahiciydi. Acaba bana yazmaya mı çalışıyor diye merak ettim ama öyleyse bile bunu çok klas bir şekilde yapıyordu, emin olamadım.

Parker kollarını göğsünde kavuşturunca kaslı pazıları ortaya çıktı. Siyah kolsuz bir tişört ve uzun bir şort giymişti. Converse ayakkabıları eski ve rahat görünümlü, tişörtünün yakasından görünen dövmeleri ilkel kabile sanatı temalıydı.

“Ders saıatlıri internet sayfasında var. Bir gün gelip seyret, bak bakallm sana göre miymiş.”

“Kesinlikle düşüneceğim bunu.”

“iyi edersin.” Tekrar elini uzattı; el sıkışı sağlam ve kendinden emindi. “Umarım görüşürüz.”

Döndüğümde ev şahane kokuyordu ve Adele, müzik sisteminin hoparlörlerinden içli içli “Chasing Pavements” şarkısını mırıldanmaktaydı. Açık mutfağa doğru bakınca Cary’nin müziğe uygun bir şekilde sallanarak ocaktaki bir şeyi karıştırdığını gördüm. Tezgâhta açık bir şişe şarap ile biri yarısına kadar kırmızı şarapla dolu olan iki kadeh vardı.

“Hey” diye seslendim yaklaşırken. “Ne pişiriyorsun? Ve yemekten önce bir duş almaya vaktim var mı?”

Diğer kadehe şarap koydu ve üzerinde çalışılmış, şık bir hareketle kahvaltı tezgâhının üzerinden kaydırarak bana doğru yolladı. Bu halini gören hiç kimse onun çocukluğunu uyuşturucu bağımlısı annesi ile koruyucu ailelerin arasında mekik dokuyarak, ergenliğini ise ıslahevlerinde ve devlete ait rehabilitasyon merkezlerinde geçirdiğini tahmin edemezdi. “Kıyma soslu makarna. Ve hayır duşa girme, yemek hazır. Keyifli miydi?”

“Spor salonuna ulaştıktan sonrası iyiydi.” Tikağacından yapılma bar taburelerinden birini çekip oturdum. Ona kick-box dersini ve Parker Smith’i anlattım. “Sen de gelmek ister misin?”

“Krav Maga?” Cary başını iki yana salladı. “Fazla sert. Her yanım çürük içinde kalır ve bu da iş kaybetmeme neden olur. Ama herif manyağın teki mi değil mi anlamak için seninle gelip bir bakarım.”

Makarnayı, bekleyen süzgece döküşünü seyrettim. “Manyağın teki ha?”

Babam erkekleri nasıl okuyacağımı çok iyi öğretmişti ba-

 na. Takım elbiseli tanrının bela bir tip olduğunu da bu saye-
de anlamıştım. Normal insanlar birisine yardım ettiklerinde,
ortamı rahatlatacak anlık bir bağlantı kurabilmek için ya-
landan da olsa gülümserler.
Ama öte yandan, ben de ona gülümsememiştim.
“Bebeğim” dedi Cary, dolaptan kâseleri çıkarırken, “sen
seksi ve enfes bir kadınsın. Sana direkt çıkma teklif edecek
kadar taşaklı olmayan her adamdan kuşku duyarım ben.”
Yüzümü buruşturup baktım ona.
Önüme bir kâse koydu, içinde ince bir domates sosuyla
kaplanmış minik boru makarnalar, kıyma öbekleri ve bezel-
yeler vardı. “Aklına takılan bir şey var senin. Anlatsana.”
Hımm… Kâsedeki kaşığın sapını tuttum ve yemek hakkın-
da yorum yapmamaya karar verdim. “Sanırım bugün dünya-
daki en seksi adamla karşılaştım. Hatta belki de gelmiş geç-
miş en seksi adamla.”
“Ya? O kişinin ben olduğumu sanıyordum. Anlat bakalım
şunu.” Ayakta yemeği tercih eden Cary tezgâhın diğer tara-
fında kaldı.
Kendimde tadına bakacak cesareti bulmak için onun ken-
di karışımından bir iki lokma almasını bekledim. “Anlatacak
fazla bir şey yok aslına bakarsan. Crossfıre’ın lobisinde kıçı-
mın üstüne düştüm, o da tutup kaldırdı beni.”
“Kısa mı, uzun mu? Sarışın mı, esmer mi? Yapılı mı, ince
mi? Gözleri ne renk?”
ikinci lokmamı bir parça şarapla kaydırdım. “Uzun. Es-
mer. İnce ve yapılı. Mavi gözlü. Kılık kıyafetine bakılırsa bok
gibi parası var. Ve deli gibi seksi. Bilirsin hani, kimi yakışık-
lı tiplerin karşısında insanın hormonlarında tık olmaz ama
kimi tipsiz heriflerde acayip bir çekicilik olur ya. Bu herifte
hepsi bir aradaydı işte.”
Bay Gizemli ve Tehlikeli’nin dokunuşunu hissettiğim an-
daki gibi bir hoş oldu içim. Nefes kesici yüzü bütün netliğiy-

Cevap bırakın