Home » antalya escort » alanya escort bayan » ŞAHANE HATALARIM – 7-

ŞAHANE HATALARIM – 7-

ŞAHANE HATALARIM – 7-

31. Bölümden…

Tabii, dostum, geleceğim dostum, diyorsunuz ve soğansız sosisti sandviçinizi yemeğe devam ediyorsunuz. Onun kartvizitini çöpe atıyorsunuz. Madrabaz, yalancı, beceriksiz. Otele yolu uzatarak dönüyorsunuz, sosisli sandviç yumruk gibi midenize oturmuş durumda, başınız ağrımaya başladı ve ayaklarınız ağrıyor. Bir de bu kadar yalnız olmasaydınız…

Otele döndüğünüz zaman canınız sıkılıyor. Koridordan elektrik süpürgesinin gürültüsü geliyor ve kapıyı açtığınızda, kare çeneli, genç ve yakışıklı bir temizlik görevlisinin size baktığını görüyorsunuz. Sakız çiğniyor. Patlatıyor. Bakıyor. Elinizi kalçanıza koyuyorsunuz. “Çok gürültü yapıyorsun,” diyorsunuz.

-Yani?”

“Yani, uyumaya çalışıyorum.”

“Özür dilerim, prenses.”

Görevli, elektrik süpürgesini prizden çıkarıyor ve kordonunu yere bırakıyor. Doğrulup yavaş yavaş size doğru yürüyor. Siz onun adımlarını sayıyorsunuz. Bir. İki. Üç. Dört. Yüzünde kartala benzeyen bir sertlik var; parlak, sanki tıraş olduktan sonra aceleyle benzinle cilalamış gibi. Size yaklaştığı zaman, onun kokusunu alabiliyorsunuz. Kolonya, ter ve bir şey daha: Feromonlar. Dizleriniz tit-

154

remeye başlıyor ve ıslaklık hissediyorsunuz (istemediğiniz bir erkeği arzulamak sizi hep kızdırıyor).

“insanlan her zaman sinirlendirir misin?” diye soruyorsunuz ona. “Bunu iyi beceriyorsun.”

Odanıza yöneliyorsunuz, peşinizden geliyor. Bronz-renkli yaka kimliğinde “Mando” yazıyor. Sizi televizyon sehpasına dayıyor. Ahşap kaplama bir masa. Tek kelime etmeden ona bakıyorsunuz ve Mando eteğinizi kaldırıyor. Siz ayakkabılarınızı çıkarırken, külotunuzu indiriyor. Televizyon açık, haberler var. Vadide bir yerlerde, küçük bir kız kaçırılmış. Bu ay ikinci kız ama Mando dikkat etmiyor. Ayak bileklerinizi tutuyor ve yüzünün iki tarafına yerleştiriyor. 0 homurdanırken, siz pedikürünüzü inceliyorsunuz. Fena değil. Hiç fena değil.

Sonrasında birkaç çürük, kırmızı şiş dudaklar ve sol tarafınızda, masanın köşesine çarptığınız için acıyan bir bölge. Bütün bunlar olurken bir şekilde bileklerinde kalan pantolonunu çekiyor. Dışarısı karanlık ve televizyonda şimdi hava durumu var, mavi ışık odayı akvaryum gibi aydınlatıyor. Bundan sonra hep güneşli olacağını söylüyor. Çok güzel olacağını söylüyor.

Altı hafta sonra hâlâ Los Angeles’tesiniz, bir pizzacıda çalışıyorsunuz ve saat 15.00’da uyuyakalmaya başlıyorsunuz. Sucuk kokusuna dayanamıyorsunuz. Yirmi sekiz dolarlık bir test (kimin yirmi sekiz doları var?) sonucunda, hamile olduğunuzu öğreniyorsunuz. (Biraz kilo almanızın, göbek deliğinizin altındaki hafrf şişkinliğin, bütün o bedava pizzalardan olduğunu sanıyordunuz.) Mando’yu bir daha görmediniz. Onu bulmak için otele gidiyorsunuz, fakat haftalar önce işten ayrılmış. Arkadaşlarınıza hiç ulaşamadınız ve anne babanıza söylemeye niyetiniz yok. Sizi öldürürler. (Babanızın “Sekiz dakikalık ateş karşılığında on sekiz yıllık gönül yarası mı istiyorsun? işin özü bu,” diye gürlediğini duyar gibisiniz.)

Sorun şu ki, hamileliğinizi halletmeye yetecek paranız yok ve sağlık sigortanız da yok. Şehirdeki belediye otobüslerinden birinin

A er-

üstündeki posterden Katolik Evlat Edinme Ajansı’nın telefonunu alıyorsunuz ve danışmanlardan biriyle görüşüyorsunuz. Kırmızı yüzünün etrafında beyaz pamuk helva renginde saçları olan aşırı kilolu bir kadın ve boynundaki gerçek ahşap haç, Katolik Hayır Kurumu’nun size yardımcı olabileceğini gösteriyor. Sizin durumunuzu inceledikten sonra, evlatlık verme işleminde size yardımcı olabileceklerini veya bebeğinizin bakımında size maddi destek verebileceklerini söylüyor.

Bebeği doğuracaksanız, 103. Bölüme gidiniz

(sayfa 289)

Bebeği evlatlık verecekseniz, 104. Bölüme gidiniz

(sayfa 293)

Cevap bırakın