Home » antalya escort » alanya escort bayan » ŞAHANE HATALARIM – 6-

ŞAHANE HATALARIM – 6-

ŞAHANE HATALARIM – 5-

yaratıklar. Gerçi bazen, bazen büyük çaplı reformlar sıradan günlerde oluşuyor. Kişi şansını deniyor. Cesaretini topluyor. Umutsuzluğa kapılıp, “yeter,” diyor ve daha önce hiç girmediği bir yola giriyor. Değişme olasılığınız çok fazla değil ama olabilir de. Hep beraber göreceğiz.

1. Bölüme gidiniz (sayfa 7)

31. Bölümden…

Arthur’a bir şans vermeye karar veriyorsunuz. Ertesi gün öğle saatlerinde paslanmaya başlayan arabanızla Hollyvvood tepesinde, beyaz mermer sütunlu ve bahçesinde Karayip mavisi fıskiye bulunan büyük modern bir Yunan-Neolitik-Roma tarzı eve geliyorsunuz. Gösterişli bir çöplük. Uyuşturucu satıcısı mı? Porno kralı mı? Bir gecelik ilişki arayan evli bir milyoner mi? Ağırlığınızı bir ayağınızdan diğerine değiştirerek kapıyı çalıyorsunuz. (Çantanızı arabada bıraktınız ama cep telefonunuzu sıkı sıkı tutuyorsunuz. Bu garip adam size saldırsa arayacak kimseniz olduğundan değil. Lanet olası arkadaşlarınız sizi hiçbir zaman geri aramadı.) Kapı hışımla açılıyor ve karşınızda Arthur Shulman duruyor. Yüzünde büyük bir gülümseme, elinde de çilekli smoothie var.

“Kıçımıza detoks yapıyoruz!” diyor. “Üç gün boyunca sadece meyve.”

“Artık sosisli sandviç yok mu?” diye sorarken, bir yandan da etrafta, elinde video kamerası veya iğneyle eroin olan birisi olup olmadığına bakıyorsunuz.

“Ah,” diyor. “O sadece keşifti. İşin gerektirdiği bir şeydi. Belirli türde birini bulmaya çalışıyorsan, belirli yerlere gitmen gerekebilir.”

Üç yaşlı sosis köpeği Arthur’un ayaklarının dibinde şımarıklık

yapıyor, onları yavaşça ayağıyla itiyor. “Louise, Bessie, Zasu, lüt-fen!” İçeri giriyorsunuz. Müzik çalıyor ve avluya açılan kapılar açık. Buradan içeriye okyanustan ılık bir esinti giriyor. Size ikram edilen hiçbir şeyi içmeyeceğiniz konusunda verdiğiniz sözü unutuyorsunuz (alkollü veya uyuşturuculu olabilir) ve içinde bir dilim limon yüzen bir bardak taze sıkılmış portakal suyunu kabul ediyorsunuz. Dışarıda, beyaz mermer havuzun karşı tarafında bir grup insan meyve suyu içiyor ve gülüyor. Tanışmanın ardından oturuyorsunuz, güneşin sıcaklığı sırtınıza vuruyor, mermerin soğukluğu ayaklarınız serinletiyor. Yaklaşık bir saat sonra, Arthur ayağa kalkıyor ve bir süre yanınızdan ayrılıyor. Sonra geri geliyor ve size çok güzel olduğunuzu söylüyor.

“Deneme çekimi bitti!” diyor. Anlaşılan bütün konuşmaları gizli kameralarla ve mikrofonlarla kaydetmişler. (Duvardaki lambalarda iki lens, masanın üstündeki güngüzeli çiçeklerinin arasına gizlice yerleştirilmiş ince bir mikrofon.) “Dikkat çekmeden deneme yapmanın daha doğru olduğuna inanıyoruz,” diye açıklıyor Arthur. “İnsanlar filme alındıklarını bildikleri zaman çok gergin oluyor. Yalnızca heyecan faktörünü ortadan kaldırıyoruz.” Masanın etrafındaki herkes gülüyor ve başını sallıyor. “Bunlar Pink (Pembe) adında yeni bir filmin yapımcıları,” diyor Arthur, “Ben de oyuncu yönetmeniyim… Profesyonel genç kız avcısıyım.” Başını bir tarafa yatırıp, “Var mısın?” diye soruyor.

Dört gün sonra cep telefonunuz çalıyor ve arayan Arthur. Hepsinin size bayıldığını, sizin göz kamaştırıcı, doğal ve harika olduğunuzu düşündüklerini ve Pink filminin başrolünü size teklif etmek istediklerini söylüyor. Film, evden kaçan ve Santa Monica’daki tahta kaldırımda yaşayan, fakat sonra bir yetenek avcısı tarafından keşfedilip meşhur olan sorunlu bir kızın hikâyesini anlatıyor.

“Çıplaklık var mı?”

“Tabii,” diye bağırıyor Arthur. “Bol miktarda.”

Şimdi sizi öldürmedi ama bu daha sonra öldürmeyeceği ya da

sizi köle olarak satmayacağı veya cinayet filminde kurban rolünü vermeyeceği anlamına gelmiyor. Hımmmm.

Filmi yapmayı kabul edecekseniz, 101. Bölüme gidiniz

(sayfa 280)

Filmi yapmayı kabul etmeyecekseniz, 102. Bölüme gidiniz

(sayfa 284)

 

Cevap bırakın