Home » antalya escort » alanya escort bayan » ŞAHANE HATALARIM – 14-

ŞAHANE HATALARIM – 14-

ŞAHANE HATALARIM – 14-

Rocky’e teşekkür ederim, çok teşekkür ederim, diyorsunuz. Ya-
bancılar tehlikelidir Çekici genç erkekler kadınları mahveder. Yete-
rince sorununuz yok mu? Eve yürürken dudaklarınızdaki tuzu yalı-
yorsunuz. Onun tadını alabiliyorsunuz. Muhtemelen onu bir daha
görmeyeceksiniz. Zaten çok genç, önü çok açık. Engelleri olan,
sınırları olan erkeklere ihtiyacınız var. Hızlı bir şekilde Christopher
Sokağı’nı geçiyorsunuz, soğuğa karşı yakanızı kapatıyorsunuz ve
sokak lambasının suyuna yansıdığı siyah bir çamur göletinin üs-
tünden dikkatle geçiyorsunuz. Bir el uzanıp ağzınızı kapatarak bas-
tırıyor ve sizi dar sokağa çekiyor.
Bu el ağır, kıllı ve tuvalet tabletleri gibi kokuyor. Ağır bir şeyle,
sert bir şeyle başınıza vuruyor. (Soruşturmayı yapan memur rapo-
runda, kafaya yapılan künt travmanın bir çekiçle yapıldığını belirte-
cek; suç mahallini inceleyen memur çöplükte bir topuzlu çekiç
bulacak.) İşin en saçma yanı, hiç tanımadığınız biri tarafından öldü-
rülmek. Hiç tanışmadınız, hiç tartışmadınız. Hiç şikayet etmediniz.
Sizi öldüren adam bir seks avcısı değil. Hapisten kaçmamış. Yal-
nızca sağlık sigortası olmayan şizofren bir adam. İlacı yok, yardım
görmüyor, elinde bir çekiçle geziyor.
Adam sizi sığır gövdesi gibi doğruyor. Acı hissetmiyorsunuz. İlk
keskin duygu, açık ve net, sıcak ve havuz gibi bir şeye dönüşüyor.Rahat. Sırt üstü ılık bir göle düşüyorsunuz. Orada yüzüyorsunuz,
derinleşen pembe gökyüzünde resimleri seyrediyorsunuz. Komik
resimler. Üniversitedeyken Alaska halkıyla ilgili olarak yazdığınız
makale. Dokuz yaşındayken bulduğunuz ölü güvercin. VVaffle ya-
pan erkek kardeşleriniz. Annenizin beyaz zambak gibi kokan elleri.
Sonra pembe gökyüzü derin bir iç çekip, kırmızıya dönüşüyor ve
siz, ılık gölün içinde rahatlıyorsunuz. Orada da görülecek birçok şey
var.Dekanla ilgili öğrendiğiniz her şeyi, el yazınızla yazdığınız uzun
bir mektupla idareye anlatıyorsunuz. Öne çıkmanın neden bu ka-
dar zor olduğunu aynı zamanda son derece gerekli olduğunu açık-
lıyorsunuz. Doğrunun savunucusu olarak her eğitim kurumunun
kendisini daha yüksek standartlara hazırlaması gerektiğinden,
onlara her şeyi – dekanın içki içmesini, uyuşturucularını, zimmetine
para geçirdiğini – anlatıyorsunuz. Bunu yapmak hiç hoşunuza git-
miyor ama yapılması gerekiyor.
Bir hafta sonra kovuluyorsunuz. İnsan kaynakları müdürü sizi
ofisine çağırıyor. “İşimin bu kısmı hiçbir zaman kolay olmadı,” di-
yor, “Hiçbir zaman.” Ofisteki bilgisayarınıza el konuluyor, sesli pos-
tanız kapatılıyor, ana anahtarınız iptal ediliyor. Size hiçbir açıklama
yapılmıyor, veda edilmiyor, tazminat paketi verilmiyor. Yalnızca
eşyalarınızı bir karton kutuya doldurup, gizlice eve dönüyorsunuz.
Küçücük dairenizde bir şişe şarap açıyorsunuz (sonra bir tane
daha, sonra bir tane daha). Artık zamandan bol bir şeyiniz yok.
Şimdi, oturup düşünme zamanı. (Dairenizdeki tezgâhlar ne zaman
bu kadar kirlendi? Perdeleriniz ne zaman bu kadar tozlandı?) Aylar
birbirini kovalıyor ve para tükeniyor. İş bulmanız gerekiyor. Öğret-
menlik söz konusu değil; Mason-Dixon hattında hiçbir okul sizi işe
almaz.Sonra son derece tuhaf bir telefon alıyorsunuz. Gırtlaktan gelen
bir kadın sesi, “Ben Eileen Ashton,” diyor. Eileen, kentin ünlü orto-
pedi cerrahının havalı eski-karısı. Abartılı partileri ve büyük bağışla-
rı ile tanınıyor. Bir keresinde, Çocukların Kanser Fonu için bağış
toplamak amacıyla bir “cenaze ziyafeti” düzenlemişti (hiç kimse
aradaki bağlantıyı anlamadı ama sorgulayamadı). Burada yüksek
gelirli konukları baştan aşağıya simsiyah giyinmiş ve siyah tül peçe-
leriyle silindir şapkalarının altından, ıstakozlu börekler kemirmiş-
lerdi. Sonunda sekiz yüz bin dolar toplamıştı.
“Numaranı Dekan Dorington’dan aldım,” diyor şeker gibi sesiy-
le. “Bu akşam buraya gelebilir misin, diye merak ediyordum. Çok
hoşsohbet olduğunu duydum.” Hoşsohbet mi? Lanet olsun, neler
oluyor? Bu ne anlama geliyor? (Aslında sesinin tonundan, kötü bir
şey olduğunu kesinlikle anlıyorsunuz.) “Tam alışverişe çıkıyordum,”
diyorsunuz. Bu aslında doğru ama kulağa çok aptalca geliyor. Yük-
sek sesle ve fıkır fıkır bir küçük kız gibi kahkaha atıyor. Tam yetiş-
kin Güneyli bir kadın için saçma ama yaygın bir davranış. “Para
kazanmak varken, neden harcayasın?” diye soruyor. “İyi bir kız ol
ve buraya gel.”
Eileen Ashton’un evine gidiyorsunuz. Burası, yeşil kepenkli ve
verandasında büyük hasır koltuklar bulunan, savaş öncesinden
kalma, üç katlı devasa bir koloni evi. Eileen aileden zengin. (Tütün
parası. İç Savaş parasını finanse etti. Plymouth Rock parasına
kondu.) Yine de, Eileen kapıyı açtığı zaman, sinirli görünüyor ve
boğazındaki altın para kolyesiyle oynuyor. Gülümsüyor ve etrafta
kimseler olmadığı zaman çok içen bakımlı bir kadının manikürlü
görünümünü, tavrını taşıyor.
Burada ne aradığınızdan emin olmadığınızı söylüyorsunuz ve
Eileen gülüyor. İçeri gel! diyor. Marina boyutundaki salonda, kristal
bir avizenin altına demir atmış, beyaz ham ipekten yapılmış bir
tekneye benzeyen çok büyük bir kanepe var. Eileen size bir bardak
içki – sert bir cin tonik – uzatıyor. Minnetle bir yudum alırken, bar-

Cevap bırakın