Home » Posts taggedAlanya escort bayan ilanları

ŞAHANE HATALARIM – 10-

ŞAHANE HATALARIM – 10- “Hayatımı çok seviyorum,” diyorsunuz bir anda. “Birçok insan hayatlarını sevdiğini sanıyor, oysa aslında o hayat onları öldürüyor.” Sonra mavi rüzgârlıklı adamın “çıkış stratejisi danışmanı” olduğunu söylüyor. İkisinin birlikte, insanları kültlerden kurtarmak amacıyla çalıştığını belirtiyor. Yine o kelime. Kült Küt der gibi. Aklınızı karıncalandırıyor. Gitmek istediğiniz takdirde, şu anda kaçmanıza yardım edebileceklerini söylüyor. Onlar kim? Onları, sizi sınamak için Peder VVhite mi gönderdi?” 0 beyaz kamyonete binmen yeterli,” diyor kız. “Organik bal standının yanında duran. Seni buradan olabildiğince hızlı bir şekilde çıkarırız.” “Ben tutsak değilim,” diyorsunuz. “Kaçmama yardım etmenize gerek yok.” “Öyle mi?” Sakızını patlatıp, elini kalçasına koyuyor. “0 halde kanıtla. Kamyonete bin ve gidip annenle babanı ziyaret edelim. Sonra seni, gerisin geriye Yeminli Gardiyanlar’ın evine bırakırız. Söz veriyorum. Şeref sözü.” Onu gerçekten yumruklamak istiyorsunuz. Sonra dönüp rüzgârlıklı adama bakıyor. Adam saatini gösteriyor ve artık gitmeleri gerektiğini işaret ediyor. Temkinli bir şekilde etrafınıza bakıyorsunuz. “Beni kaçırmayacağınızı veya öldürmeyeceğinizi nereden bileyim?” “Bilemezsin.” Kızın sabrını taşırmaya başlıyorsunuz. “Bak, eğer senin gitmen onlar için sorun oluşturmuyorsa, bu küçük yolculuğun ne sakıncası var? Hatalı olduğumu kanıtla. Bana, orasının bir kült olmadığını kanıtla.” Kamyonete binecekseniz, 105. Bölüme gidiniz (sayfa Kamyonete binmeyecekseniz, 106. Bölüme gidiniz (sayfa
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 9-

ŞAHANE HATALARIM – 9- ama bir yandan da, devamlı olarak yarı uyur durumdasınız. Peder White, oldukça iyi durumda olduğunuzu ve bir sonraki anlayış düzeyine neredeyse hazır olduğunuzu söylüyor. Bir sonraki anlayış düzeyi, Peder VVhite’nin kendisinden geliyor Sizinle birlikte bir tılsımlı odada dua ediyor ve size banyo yapmanızı söylüyor. Sonra bir daha yıkanmanızı söylüyor. Sonra bir daha. Onun istediği kadar temizlenemiyormuşsunuz gibi görünüyor. Sonra sert süngeri elinizden alıp, sizi kendisi yıkıyor, deriniz kızarıp acıyıncaya kadar bastırıyor. Yüzünüzü ve ayaklarınızı nasıl temizleyeceğinizi öğretiyor. Vajinanızın etrafını nasıl temizleyeceğinizi, anüse özel özen göstermeniz gerektiğini söylüyor. “İşte böyle,” diye fısıldıyor dişlerini sıkarak, “Ve böyle.” Peder VVhite size bir Gideon incili veriyor ve kendisi sizin temiz olup olmadığınızı kontrol ederken, ayetler okumanızı istiyor. Bunun, sizin aklınızı güçlendirmek ve toleransınızı geliştirmek için olduğunu söylüyor. Bacaklarınızı açıyorsunuz ve ilahileri okumaya başlıyorsunuz. Vahiy kitabını okurken üzerinize eğiliyor ve Matta İncilini okurken elini kalçanıza koyuyor. Yarı sert penisinin ucunun size sürtündüğünü hissediyorsunuz. “Yeminli Gardiyanlar’ın havarisi olabilmek için,” diye fısıldıyor Peder VVhite, “Almak zorundasın,” ve bunu söyleyerek, kalçanızı havaya kaldırıp, sert bir şekilde içinize giriyor ve geliyor. Önce şoke oluyorsunuz ama sonra peder, sizin adınıza çok mutlu oluyor. Size bir Yeminli Gardiyan yüzüğü veriyor ve en sevdiği öğrencisi olduğunuzu söylüyor. hale gelirdiniz? Şey, artık evin en üst kademedeki kadını olmazdınız, bu kesin. Dosdoğru duygusal depresyonunuza mı dönerdiniz? Eskisi gibi şişman ve arkadaşsız hale mi gelirdiniz? Tabii, gelirdiniz. Annenizle babanız sonunda, sizi ziyarete gelip, sapkın külte katılarak beyninizin yıkanmasına izin vermekten vazgeçmeniz gerektiğini söylediği zaman, onlara yanlış düşündüklerini söylüyorsunuz. Kesinlikle anlamıyorlar. Anneniz ağlıyor ve babanız öfkeyle çıkıp gidiyor. Olanlar o kadar sevimsiz ki onlara bir daha gelmemelerini söylüyorsunuz. Peder White memnun oluyor. Öğrenmekle dolu günlerinize geri dönüyorsunuz, akşamlarınız çalışmayla ve duayla dolu geçiyor. Her Cuma günü, evde yapılan mumlar, çiftçi pazarında satılıyor. Cuma günlerinden nefret ediyorsunuz; çok gürültülü ve dışarıdaki insanlar çok acayip. Bir gün gruptan biraz uzaktasınız ve önünüze bir kız çıkıyor. “Nasıl gidiyor?” diye soruyor. “İyi, teşekkürler,” diyorsunuz. “Af edersin iz.” Kız yine önünüzü kesiyor. “Acelen mi var?” diye soruyor. “Seni bekleyen birisi mi var?” “Efendim?” Elindeki kereviz sapını çiğnerken, “Ben de senin gibiydim,” diyor. Sizi baştan ayağa süzüyor; yargılar gibi. Bir zamanlar Gözlem Kulesi adında bir başka “gençlik grubuna” girdiğini ama sonunda bu grubun bir kült olduğunu anladığını söylüyor. Sonra kızın arkasında, mavi rüzgârlıklı bir adamın durduğunu fark ediyorsunuz. Size bakış şekli hoşunuza gitmiyor. “Beni annenle baban gönderdi,” diye fısıldıyor kız. “Yeminli Gardiyanlar’daki insanların seni sevdiğine inanmaya koşullandırıldın. Sevmiyorlar. Sana seks yaptırmaya başladılar mı?” Bir adım geriliyorsunuz. “Kimse bana bir şey yaptırmıyor.” “Eminim yaptırmıyorlardır.” Evdeki konumunuz bir gecede yükseliyor. Yerçek porsiyonlarınız büyüyor, daha iyi bir odaya taşınıyorsunuz ve bundan sonra sadece Peder VVhite ile dua edeceğiniz söyleniyor. Bir açıdan, olanların tuhaf olduğunu biliyorsunuz ama umursayamayacak kadar çok uykunuz var ve çok açsınız. Ayrıca, mutlusunuz da. İyi bir şey yaptığınız için mutlusunuz. Peder VVhite mutlu olduğu için mutlusunuz. Buraya gelmeden önce kimdiniz? Hiç kimse. Gidecek olsanız ne
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 8-

ŞAHANE HATALARIM – 8- 32. Bölümden… Yeminli Gardiyanlar Evi’ne taşınmaya karar veriyorsunuz ve taşındıktan kısa bir süre sonra evin liderleri bütün faturalarınızı ve banka hesap özetinizi görmek istediğini söylüyor. Baş danışman Peder White, Yeminli Gardiyanların bütün borçlarınızı üstleneceğini söylüyor. Okul borçları, kredi kartları; her şeyi. Durup dururken. Bitecek. “Senin huzurlu, ibadete hazır bir halde olmanı istiyoruz,” diyor. “Sana yeni bir başlangıç sunmak istiyoruz.” Böyle birkaç basit yazışmayla, bütün mali sorumluluğunuzu Yeminli Gardiyanlar üstleniyor. “Çalışman da gerekmeyecek,” diye güvence veriyor Peder VVhite omzunuza hafifçe dokunarak. “Biz sana bakacağız.” Bakıyorlar da. Faturalarınızı, vergilerinizi ve gelirinizi hallediyorlar. Size yiyecek, kıyafet ve kalacak yer sağlıyorlar. Günün etkinliklerini planlıyorlar, kişisel gelişiminize ve kendinize saygı duymanıza yardımcı oluyorlar. İçinizde yeni bir huzurun ve sakinliğin büyüdüğünü hissediyorsunuz. Ev kuralları katı bir şekilde uygulanıyor. Ziyaretçi yok, aile yok, televizyon yok, gazete yok, radyo yok. Eve mektup yazmak veya evden mektup almak yasak. “Geçmiş yaşantındaki tüm toksinlerden arınmaya çalışıyorsun,” diye telkinde bulunuyor Peder White. “Zihin temiz kalmalı. Dış etkenler bir numaralı düşmandır. İnsan, dünya tarafından zehirlendiği zaman temiz ve hafif kalamaz.” Ev çok güzel ama yemek saatleri belirsiz. Akşam yemeği bazen akşam 17.00’cla, bazen de gece yarısında. Bazı günler sizi sabahın dördünde kahvaltıya kaldırıyorlar, diğer günlerde ise öğlene kadar bir şey yiyemiyorsunuz. Ne zaman yiyeceğinizi asla bilemiyorsunuz ve yediğiniz zaman da, vejetaryen olan küçük bir porsiyon veriyorlar. Bazen sadece ekmek oluyor. İşin güzel tarafı, kilo veriyorsunuz ve diğerleri kadar sağlıklı ve ince görünüyorsunuz. Kötü tarafı, devamlı açsınız ve başınız ağrıyor. Yatma zamanları da belli değil. Nedenini bilmiyorsunuz ama evin programı sürekli değişiyor. Bir gün erken kalkmanızı istiyorlar, ertesi gün geç. Bazen meditasyon yapmanız için sizi sabahın üçünde uyandırıyorlar, bazen de güneş doğana kadar yatamıyorsunuz. Size amacın, alışkanlıklarınızı kontrol altına almak, kendi yirmi dört saatlik ritminiz üzerinde güç sahibi olmanız, böylece ne zaman uyuyacağınıza bedeninizin değil, sizin karar vermenizi sağlamak olduğunu söylüyorlar. Sonunda buna alışacağınızı, fakat şimdilik hep bitkin ve donuk olduğunuzu, sanki hiçbir şeyi düzene sokamıyormuş, tam olarak anlayamıyormuş gibi davrandığınızı belirtiyorlar. Ayrıca çok fazla dua ve meditasyon var. Gerçekten çok fazla dua ve meditasyon. Olabileceğini düşündüğünüzden çok daha fazla. Bir tanrıya veya ilaha dua etmiyorsunuz, daha çok kendinize, içinizdeki boşluğa (doldurulması gerekiyor) dua ediyormuşsunuz gibi görünüyor. Daire şeklinde gruplar halinde dua ediyorsunuz, ekipler halinde dua ediyorsunuz ama asla yalnız başınıza dua etmiyorsunuz. Yanlış yapmanızdan veya kötü alışkanlıklar edinmenizden korkuyorlar, bu nedenle yanınızda hep bir dua partneri var. Şimdilik partneriniz Summer ve ikiniz, günde en az üç kere, bodrum katındaki küçük porselen fayanslı odalar olan “tılsımlı” odalarda dua ediyorsunuz. Bu odalarda küvetler var ve çoğu zaman yıkanırken dua ediyorsunuz. Bunun, dua ederken arınmanıza yardımcı olduğunu söylüyorlar. Tam olarak anladığınız söylenemez
Devamını Oku

Zavallı pompişler

Nedir bu erkeklerden yakınma durumu? Hakikaten doğru düzgün adam yok mu? Birkaç iyi adamın da rezer- vasyonları doldu mu? Bence bu, şehir kadını sendromu. Akıllı, paralı ve çe- nesi pabuç kadar… Özgürlük dediniz, elinize bir şey geçe- cek zannettiniz. Bizim gibi tazeciklerin yuvasını kurulma- dan yerle bir ettiniz. Parayı kazandınız, evleri ayırdınız, en ufak meselede ko- cayı kapıya koydunuz. Özgür olmak erkek olmakmış gibi elinizde purolar, viskilerle bar bar gezip tozdunuz. Seneler- ce aldatılan analarınızın intikamını alırcasına, bahtınıza kim çıkarsa cumburlop yatağa atladınız. Bizzat gözlerimle görüyorum. Gece hayatında güzel, alımlı ama aklı beş karış havada hatun gani. Bir bakışa saat üçte eşikteler. Adamın işte kafası kazana dönmüş, iki ka- deh demlenip rahatlamak ihtiyacında. Kendini tutup para- sıyla pohpohlanma satın aldığı gece kulüplerine, restoran- lara vuruyor. içeride sarışını, esmeri, silikonlusu, botokslusu, seç be- ğen ablalar avda… Öyle çuval çuval parası olması mühim değil, varmış gibi yapsa yeter. İki göz kırpmaya yanında bi- ten ve ertesi gün aramayacak kadın doluyken adam niye mesai harcayıp halihazırda kazana dönmüş kafasını yorsun ki? Neymiş, erkek akıllı ve başanlı kadından korkuyormuş! Korkabilir, bilinmeyen korkutur. Madem kadın akıllı, o zaman ona göre erkek seçsin ya da beynini çalıştırıp koca- sana bi’ jey olmasın!yı istediği kıvama soksun. Kapı gibi ablaya koyar mı? Maalesef kadın ille de “Kendime yeterim” dalgasınday- ken, erkek de “Bugün canım kimi çekerse” kıvamına geli- yor. Sonuç: “Adam kalmadı şekerim” ve “Evlenecek kadın yok abi…” Maymun gözünü açtı, karşı cins uyandı. Adamların etin- den sütünden yararlanma devri kapandı. Tavuk gibi didik- leyip çarmıha gererek “Arım balım peteğim” nağmelerini beklemek yok. Aynı şey erkek milleti için de geçerli. Bir erkek arkada- şım, “Aklım olsa boşanmazdım” dedi. “Ucundan accık akıllı bir adam küçük jestlerle kolayca sevgilisini mutlu edebilir, böylece kendi de bahtiyar olur.” Çünkü mutlu kadın geyşalığa programlanmıştır. Misal, benim akılsız sevgilim ensemi sıvazlayıp “Hadi içki koy” de- me gafletinde bulundu, bardağı kafasına geçirmemden kıl payı yırttı. Halbuki küçük bir öpücük ve tatlı bir gülücükle kalbime girse, değil içki koymak, üç dakikada mantı, börek açardım. Atlamadan, jest konusunu açmayı kadınlık adına borç bilirim. Erkekler, dikkatli okuyun. Jest: iyi bir şeydir, canı- nız yanmaz, alerji, döküntü yapmaz. Avradınızı bulutlara çı- karıp, sizi vıdı vıdıdan kurtarır. Günde iki kere sabah ve akşam öpücük, mıncıklama. Gün arası sürpriz SMS, e-card, telefon falan… Senede üç kere yapsanız bile yeter, kadın milleti idareli kullanmaya ayarlıdır; çiçek alın, tatile çıkarın, sevdiği pastadan getirin, ceketini tutun. En ama en önemlisi, yani sizin için en işken- celisi, “Güzel sözler söyleyin.” Demedi demeyin, Ayşe’yi dinleyin. Bu bir kısır döngü, bir yerden başlarsak yırtacazz. Ha gayret! 27 Mart 2004
Devamını Oku

Hızlı flört olayı!

Hızlı flört olayı! Siyah dik yakalı kazak, düşük belli jean, sallantılı küpe- ler, hafif makyaj, arkada toplanmış saçlar ve kırmızı rujum- la sade ama çok şıkım. İcabında “ağa kızı” imajı yaratmak için de boynumda poşu… Nereye mi? Tabii ki de Date Game’e… Hani haftalardır basında Hız- lı Flört adıyla da anılan eşleşme muhabbeti. Denemezsem gözüm açık giderim valla. Üç gün önceden Biletix’ten re- zervasyon yaptırdım, sevgilimi Amerika’ya yolladım ve Be- yoğlu’ndayım. Girişteki masadan biletimi alıp ne edeceğimi de öğrendikten sonra bara oturdum. Hadise şu: 16 kadın, 16 erkek teşrif buyurmuşlar, her bayan bir masaya konuşlanıyor, erkekler de sırayla masa- dan masaya göç ediyorlar, iki çift laf edebilmek için dört dakikan var, sunucu 15 saniye kala uyarıyor ve hop, sırada- ki… Kızlar! Sırf karşı cinsin deli danalar gibi etrafınızda do- lanmasını izlemeye bile gidilir. Ego tatminine bire bir… Bu arada elimizdeki formlara flört adayının adım yazıp “Be- ğendim, arkadaş kalabilirim” ya da “Beğenmedim” kutu- cuklanndan birini işaretleyerek not veriyoruz. Eğer iki kişi de birbirleri için aynı kutuyu işaretlemişse, çöpçatan firma e-mail adreslerini iletiyor. Gerisi aganigi na- ganigi. Sapık edinme durumları söz konusu değil. Güvenli hani. Başlamasını beklerken, yanımda pişmiş kelle gibi sırıtan Ayşe Özyılmazelbir zat belirdi. Katılımcı değil, yani “Fırsat bu fırsat, yazıla- lım” kafasında… Neyse ki sülük savma tekniklerimle paça- yı kurtarıyorum. Vakit geldi, en kuytu masa benim. İlk iki neşeli ama ba- na dört dakika yeter mi? Saniyede iki soru sorduğumdan, “Halkla ilişkilerciyim” diyorum, kimse şüpheye düşmüyor. Üçüncü, tam Bir Demet Tiyatro’daki Fıdıl, Allahım dört dakikanın bir asra eşit olduğunu bilmiyordum. Tek keli- meyle, kıyıldım. Beşinci, ablamın sınıf arkadaşı çıkınca artık “Ayşe’nin selâmlığına hoş geldiniz” kıvamındayım. Mola zamanı. Kızların nabzım ölçmeye, doğru tuvalete… Herkes kıkır kıkır ve Fıdıl’a gıcık (Fıdıl’ın 40 milyonu havaya uçmuş). Mola bitti. Sonlara doğru iyice gevşeyip makarna muhab- betleri yapıyorum; klasik sorular (yaş, okul, iş, hobi) out. Kiminin taraftarlarına el sallıyorum, kimi o kadar beğendi ki sandalyeye yapışmak istedi, kimi müziği sevdiğimi du- yunca tapınmaya başladı. FBI ajanı, felsefe yapıp bayıltanı, özgür Çocuk kopyası… Ne ararsan var. Beylerin yüzde 90’ının bilgisayar ya da elektrik mühen- disi ve bankacı olması dikkatimi çekti. Demek bu meslek- lerde manita bulmak zor. Eeee… Okullarında adam başına 250 gram hatun düştüğünü düşünürsek, gocunacak bir şey yok. Date Game’i genellikle işlerinden sosyalleşmeye vakit bulamayanlar, arkadaş çevresini genişletmek ya da sevgili edinmek isteyenler seçmiş. Haaa… Bir-iki tane benim gibi meraklı turşucu da var. Herkes yüzünde gülümsemeyle ayrıldı. Eve dönerken, müthiş eğlenceli bir gece geçirdiğimi his- settim. Organizasyon, katılımcılar, çalışanlar, hepsi “yıkılı- yoooo”! Şiddetle tavsiye ederim.Gecenin özü; kimse laf etmesin, Duygu Asena’nın içi ra- hat etsin. Kadın seçen, erkekse debelenendir. Bu mudur? Budur! 28 Şubat 2004
Devamını Oku

Senin İçin Soyundum – 2 –

le hafızamdaydı. Böyle insanın aklını başından alacak kadar yakışıklı olmanın yasaklanması lazımdı. Beynimde yanan devreler hâlâ tam düzelememişti. Cary dirseğini tezgâha dayayarak yaklaştı, uzun kâkülleri ışıltılı yeşil gözlerinden birini kapatıyordu. “Kalkmana yardım ettikten sonra ne oldu peki?” Omuz silktim. “Hiçbir şey.” “Hiçbir şey?” “Çıkıp gittim.” “Ne yani? Ona cilve yapmadın mı?” Bir lokma daha aldım. Aslında fena değildi yemek. Ya da ben açlıktan ölüyordum. “Cilve yapılacak türden bir adam değildi, Cary.” “Cilve yapılamayacak adam diye bir şey olamaz. Mutlu evlilikleri olan adamlar bile ara sıra zararsız bir cilveleşmeden hoşlanırlar.” “Bu herifin hiçbir şeyi zararsız görünmüyordu” dedim ifadesiz bir sesle. “Ha, demek öylelerinden” dedi bilgece. “Yaramaz oğlanlar eğlenceli olabilirler ama fazla da yaklaşmamak lazım.” Cary bilirdi tabii bunları; her yaştan kadın ve erkek ayaklarına kapanırdı onun. Ama o her nasılsa her seferinde yanlış insanı seçmeyi başarırdı. Sevgilileri arasında takıntılı sapıklardan aldatanlara, kendilerini onun aşkı için öldürmeye kalkanlardan hayatlarında başka biri olduğunu ondan saklayanlara kadar her türlüsü vardı… Akla gelebilecek her türü tanımıştı. “Bu herifin eğlenceli olabileceğini hiç hayal edemiyorum” dedim. “Fazla gergindi. Ama bak bütün o gerginlikle yatakta şahane olacağından eminim.” “işte şimdi sadede geldin. Herifin kendisini unut. Yalnızca yüzünü fantezilerinde kullan ve onu orada mükemmelleştir.” Herifi hepten kafamdan atmayı tercih ederek konuyu de- ğiştirdim. “Yarın iş görüşmen var mı?” “Elbette.” Cary derhal ertesi günkü programının detaylarını anlatmaya, bir blucin reklamından, bronzlaştırıcılardan, iç çamaşırlarından ve parfümlerden söz etmeye başladı. Aklımdaki başka her şeyi bir kenara atıp tamamen ona ve giderek yükselen başarı çizgisine odaklandım. Cary Taylor’a olan talep günbegün artıyordu ve hem fotoğrafçılar, hem de müşteriler arasında profesyonelliği ve dakikliği ile tanınmaya başlamıştı. Onun için çok seviniyor ve onunla gurur duyuyordum. Ne çok yol kat etmiş, ne badireler atlatmıştı. Kanepenin yanına dayanmış iki koca hediye kutusunu ancak yemekten sonra fark edebildim. “Bunlar da ne?” “Onlar” dedi Cary oturma odasına gelerek, “günün asıl bombası.” Paketlerin annemle Stanton’dan geldiğini derhal anladım. Annemin mutlu olmak için paraya ihtiyacı vardı ve neyse ki üç numaralı koca, Stanton, bunu ve onun birçok başka ihtiyacını karşılayabiliyordu. Keşke iş bununla kalsa diye düşündüğüm çok olurdu ama annem benim paraya bakışımın kendisininkinden farklı olduğunu bir türlü anlayamıyordu. “Yine ne yollamışlar?” Cary, aramızdaki on üç santimlik boy farkı sayesinde hiç zorlanmadan kolunu omzuma attı. “Nankörlük etme. Stanton annene âşık. O anneni şımartmaktan hoşlanıyor, annen de seni. Sen hoşlanmıyorsun ama Stanton da bunları senin için yapmıyor zaten. Annen için yapıyor.” Iç geçirerek, hak verdim ona. “Neymiş bunlar?” “Derneğin cumartesi akşamki bağış yemeği için şatafatlı giysiler. Sana bomba gibi bir elbise, bana da bir Brioni smokin. Bana hediye almasının nedeni de sensin. Ben yanında olup dırdırlarını dinleyince daha müsamahalı oluyorsun.” “Aynen öyle. Tanrıya şükür o da bunu biliyor.” 1 abii ki biliyor. Her şeyi bilmeseydi zirilyoner olamazdı.” Cary elimden tutup çekeledi beni. “Hadi. Gel de bak.” Ertesi sabah saat dokuza on kala Crossfire’ın döner kapılarından geçerek lobiye girdim. İlk günümde olabilecek en iyi izlenimi bırakmak için sade, düz bir elbise tercih etmiştim....
Devamını Oku

Senin İçin Soyundum – 1 –

için aralandı. Baş döndürücü bir kokusu vardı. Parfüm kokusu değildi. Duş jeli belki. Ya da şampuan. Her ne idiyse, insanın ağzını sulandırıyordu, tıpkı adamın kendisi gibi. Bana elini uzattığında altın ve oniks kol düğmeleri ile çok pahalı görünen saati çıktı ortaya. Titrekçe bir soluk alarak elimi onun elinin içine koydum. Elimi kavrayınca nabzım tekledi. Dokunuşu elektrik gibi çarptı beni ve kolumdan yukarı bir şok dalgası yollayarak en-semdeki saçları dikleştirdi. Kibirli bir kavise sahip kaşlarının arasını kırıştıran bir endişe ifadesiyle bir an öylece durdu. “İyi misiniz?” Kültürlü ve yumuşak sesindeki hafif hırıltı içimi bir hoş yapmıştı. İnsanın aklına seksi getiren bir sesti. Sıra dışı seksi. Bir an bu adamın sadece konuşarak beni orgazma ulaştırabileceğini düşündüm. Dudaklarım kurumuştu, yanıt vermeden önce dilimle ıslattım onları, “iyiyim.” Zahmetsiz bir zarafetle ayağa kalkarken beni de yukarı çekti. Göz temasımız sürüyordu, çünkü gözlerimi ondan alamıyordum. Başta düşündüğümden daha gençti. Otuzun altındadır diye tahmin ettim ama gözlerinde çok daha görmüş geçirmiş bir hava vardı. Sert ve çok zeki bakıyorlardı. Ona doğru çekildiğimi hissediyordum; sanki belime bağlanmış bir ipten tutmuş, karşı konulmaz bir şekilde yavaş yavaş çekiyordu beni kendine. Gözlerimi kırpıştırarak yarı sersemlemiş halimden sıyrıldım ve kendimi çektim. Sadece güzel değildi… büyüleyiciydi. Karşısındaki kadında onun gömleğini yırtarak açma ve gömlek düğmeleriyle birlikte kendi kişisel baskılamalarının da savrulup gitmesini seyretme arzusu uyandıran cinsten bir adamdı. Onun o manyakça pahalı takım elbisesinin içindeki medeni ve şehirli duruşuna bakıyor ve hoyrat, ilkel, çarşaf tırmalatan türden bir düzüşme geçiriyordum aklımdan. Beni o kışkırtıcı bakışlarının hapsinden kurtararak eğilip, düşürdüğümü fark etmediğim kimlik kartımı yerden aldı. Beynim tekleyerek de olsa yeniden çalışmaya başladı. O bu kadar kendine hâkimken ben bu kadar sakarca davrandığım için kendime sinir olmuştum. Neden bu hale düşmüştüm? Çünkü gözüm kamaşmıştı, neden olacak. Başını kaldırıp bana baktı ve o duruşuyla -yani önümde diz çöküşüyle- bir kez daha dengemi altüst etti. Kalkarken gözleri gözlerimdeydi. “İyi olduğunuza emin misiniz? Biraz otursanız iyi olur.” Yüzüm yanıyordu. Gördüğüm en kendinden emin -m za^ rif adamın önünde böyle sakar ve beceriksiz durumuna ilişmekle ne kadar da iyi etmiştim. “Yalnızca dengemi kaybettim. Bir şeyim yok.” Bakışlarımı çevirince az önce çantasının içindekileri yerlere saçan kadını gördüm. Kendisine yardım eden görevliye teşekkür ettikten sonra dönüp bin bir özür dileyerek bana doğru geldi. Topladığım bir avuç bozuk parayı uzattım anra onun gözü takım elbiseli tanrıya takılmıştı ve beni tamamtn unutmuştu bile. Anlık bir duraksamanın ardından uzanıp paraları kadının çantasının içine bırakıverdim. Sonra bir risl alarak yeniden adama bir bakış fırlattım ve onu beni ^vrtderken buldum, hem de esmer kadının yağdırmakta olduğu teşekkürlere rağmen. Adama yağdırıyordu teşekkürleri elbette. Sanki kendisine gerçekten yardım eden kişi ben değilmişim de oymuş gibi. Kadının susmasını beklemeden konuştum. “Kartımı alabilir miyim lütfen?” Kartı bana uzattı. Alırken adama dokunmamak için çaba harcadıysam da parmakları parmaklarıma değdi ve bir heyecan dalgası bir kez daha her yanıma yayılıverdi. “Teşekkür ederim” diye mırıldandıktan sonra yanından sıyrılarak döner kapıya yöneldim. Kaldırımda durup kimisi Hiizel, kimisi zehirli milyon çeşit kokuyla buram buram...
Devamını Oku