Home » Posts taggedAlanya büyük gögüslü escort

ŞAHANE HATALARIM – 12-

ŞAHANE HATALARIM – 12- 33. Bölümden.., Luis’i seçiyorsunuz. San Diego’ya bir bilet ayırtıyorsunuz ve oraya ulaştığınız anda onu görüyorsunuz. Resmindeki kadar yakışıklı. (Rahatlıyorsunuz, çünkü şişkoların, guatrlıların ve doğum lekesi olan insanların, hiç de ideal erkek değillerken, kapıdan dans ederek girip Evet, biz Hayalinizdeki Erkek 777’yiz, dediklerine ilişkin bütün o hikâyeleri duymuştunuz.) Gerginsiniz ve ateş basıyor. Sizin hakkınızda ne düşündüğünü merak ediyorsunuz. Çantalarınızı taşıyor. Büyük, kaslı, damarlı elleri var ve ona baktıkça, daha da yakışıklı olduğunu görüyorsunuz. Sizi deniz kenarında bir bara götürüyor. Orada balık tako ve bira ısmarlıyorsunuz. İkiniz de gerginsiniz. Sizden hoşlanıp hoşlanmadığını anlayamıyorsunuz. Bir bira daha ısmarlıyorsunuz, sonra bir tane daha, bir tane daha… Saat yalnızca öğleden sonra iki ve siz bir anda sarhoş oluyorsunuz. Yürüyüşe çıkmaya karar veriyorsunuz. Rıhtımda insanlar balık tutuyor. Adamın biri yavru köpekbalığı yakalamış; balık beton güvertede, düzgün beyaz göbeği ters dönmüş şekilde, nefes nefese yatıyor. Onun için üzülüyorsunuz. İçinizden yavru köpekbalığını kucağınıza almak, göğsünüze sıkıca sarmak ve kaçmak geçiyor. Luis, otuz dakika uzaklıktaki Oceanside’de bir evde bir oda kiralıyor. Ev, aynı şekildeki gül renkli sıvaları olan evlerin bulunduğu bir sitede, kendisi de Okyanus Evleri ve Okaliptüs Duvarları ve Hanımeli Sarmaşıkları gibi isimleri olan birçok sitenin arasında bir yerde. Sizi evinde üst kata çıkarıyor ve bavulunuzu dikkatle onun yatağının üstüne koyuyorsunuz. Bavulunuzun fermuarıyla oynuyorsunuz ve Luis size gülüyor. Alt dudağınıza dokunuyor ve ikiniz, birlikte bavulun üstüne devriliyorsunuz. Sonrasında, hâlâ sizden hoşlanıp hoşlanmadığını merak ediyorsunuz. Bu soru, hafta sonunun geri kalanında kendi kendinize hemen hemen her beş dakikada bir sorduğunuz bir soru haline geliyor. Ona bakmak bile kalbinizi acıtıyor ama o çok mesafeli ve sessiz davranıyor. Gülüyor ama sadece arada sırada. Sizinle her gece sevişiyor ama yine de mesafeli duruyor. Siz kovaladıkça o kaçıyor. Bu da onu her geçen dakika daha cazip hale getiriyor. Onunla konuşmak istiyorsunuz, sizden gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığını sormak istiyorsunuz ama çatık kaşları, fıldır fıldır bakan gözleri yüzünden kalbiniz parmak uçlarınızda atıyormuş gibi geliyor ve bu nedenle ona hiçbir şey soramıyorsunuz. Sinir bozucu dört günün sonunda, sizi havaalanına bırakıyor. Tuhaf, huzursuz ve uzak duruyor. Veda etmek için içeri bile girmiyor. Kadınlar tuvaletinde özürlüler kabininde ağlıyorsunuz. Getirdiğiniz kıyafetler yanlıştı, saçlarınız yanlıştı, çirkin, şişkin ve balık suratlı görünüyorsunuz. Her şey çok yanlış. Siz tuvalet kabininde yüzünüzü silip gözyaşlarınızı tuvalet kağıdıyla tıkamaya çalışırken, yaşlıca bir kadının sert sesini duyuyorsunuz. “Madam?” diyor kadının genizden gelen resmi sesi. “Özürlüler kabinindesiniz ve bekleyen biri var.” “Ben buradayım!” diye bağırıyorsunuz. “Bunu biliyoruz, madam. Orası sadece özürlü insanlar için.” “Biliyorum. Lanet olsun,” diye bağırıyorsunuz. “Ben de özürlüyüm.” Lanet olsun. Ben de özürlüyüm. Havaalanı güvenlik raporuna bu ifade girecek. Kaliforniya özürlü insanlara ya da onlar hakkında bağıranları hoş karşılamıyor fakat bacakları burulmuş boru temizleyicisi gibi olan bir kızın beklediğini nereden bilebilirdiniz? Ceza ödüyorsunuz, uçağınızı kaçırıyorsunuz ve o gece bire kadar eve varamıyorsunuz. Vardığınızda da bitkin, rimeliniz akmış ve perişan haldesiniz. Eve geldiğinizde sizi üç tane mesajın beklediğini görüyorsunuz. Birisi, nerede olduğunuzu merak eden annenizden (internetten buluşma olayınızı hiçbir şekilde anlatmayacaksınız); ikincisi,...
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 11-

ŞAHANE HATALARIM – 11- 32. Bölümden.., Bir grup yabancının yanına taşınmaya hazır olmadığınızı söylüyorsunuz. Baş danışman Peder White ansızın size defolup gitmenizi söylüyor. Önce şaka yaptığını düşünüyorsunuz ama tekrar ediyor. Ona gülümsüyorsunuz, aklınız karışıyor. Dalga geçiyor, öyle değil mi? Fakat eliyle işaret ederek, “Yalnızca git,” diyor. “Ve sakın geri gelme,” diye ekliyor. Neden böyle davranıyorlar? Bir aile olduğunuzu sanıyordunuz. Gözyaşları o gece daha sonra, çok daha sonra, yatağınızda yatarken boşalıyor. Her şey açığa çıkıyor. Okul, video, Thaddeus, Summer, Yeminli Gardiyanlar, Guy Moffatt. Zavallı kayığınızla açılmanız gereken kötü seçimler okyanusu. Eve taşınacağınızı söylemeniz yeterli olacaktı. Şimdi yalnız kaldınız. Bulabildiğiniz tek iş, alışveriş merkezinde, yarı zamanlı Paskalya Tavşanı olmak. Alışveriş merkezindeki insan kaynakları bölümünde (bodrum katında penceresi olmayan bir oda) sizi işe alan kadın, naneli sakız çiğniyor ve size bir zamanlar parlak olan ve kiralık giysiler giyerken hijyenin erdemlerini anlatan broşürleri verirken, sakızını patlatıyor. “Ayrıca, mesai kartını iki kere kontrol etmeyeceğim,” diyor. “Eğer mesai kartını yanlış doldurursan, senin kendi sorunun olur, anladın mı?” Tavşan kıyafeti, pembe plastik goril tüyünden yapılmış ve sıcak tutuyor. Tek oksijen kaynağı kafes gözler. Daha mola odasından çıkmadan, üstünüzden ter boşanıyor ve hâlâ iki yürüyen merdiven çıkıp yemek bölümünü aşmanız gerekiyor. Paskalya yumurtanıza oturduktan sonra, aptalca sorular teranesiyle, çığlık krizleri ve idrarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Her çocuk, hatta büyükanneleri de, sizinle resim çektirmek için kucağınıza oturuyor. Çok bunalıyor-sunuz. Molanızda serinlemeniz gerekiyor, bu nedenle tavşan başlığınızı çıkarıyorsunuz (yüzünüz kıpkırmızı ve ter içinde) ve anında, bir çocuk bağırmaya başlıyor. İnsan kaynakları müdürü koşarak yanınıza gelip, bir çocuk, tavşanı başsız gördüğü zaman hayat boyu süren bir travma geçirdiğini söylüyor. “Hayatı boyunca,” – sakızını patlatıyor – “Daimi olarak.” Sizi kovmayınca, alışveriş merkezinde Paskalya Tavşanı bulma konusunda umutsuz olduklarını anlıyorsunuz. Peki, ne kadar umutsuz? Ertesi gün işe sarhoş gidiyorsunuz ve çocukların fotoğraflarında çete işaretleri yapıyorsunuz. Anlaşılan biraz aşırıya kaçmışsınız. Öğle yemeği saatlerinde, İnsan kaynakları müdürü sizi Paskalya yumurtasından çekip kaldırıyor. “Tavşanın şimdi zıplama sı gerekiyor!” diye açıklıyor çocuklara ve sonra öfkeyle size bakıyor. “Zıpla git bakalım, tavşan!” Köşeyi dönünce, Orange Julius’un oralarda bir yerde, sizi kovuyor. Zaman geçiyor. Bir diş kliniğinde iş buluyorsunuz, orada Ray adındaki röntgen teknisyeniyle süregelen bir ilişkiniz oluyor. (Ray/X-ray esprilerinden sıkıldığı konusunda sizi uyarıyor.) Ray, pantolonunda Piper Cub uçak resmi bulunan kızıl saçlı, sıska biri. Onunla röntgen cihazının üstünde emekleme pozisyonunda (azot oksit darbeleriyle tamamlanarak) sevişiyorsunuz, danışma masasında misyoner pozisyonunda arka tarafınıza kalem batırılmış durumda sevişiyorsunuz. Sonra bir de, malzeme dolabında yeni ve çok heyecanlı olan “ters dönmüş el arabası” konumunu icat ediyorsunuz. Bu pozisyon sanayi temizleyicisi bidonunun sağlamlığını ve süpürge sapının dengesini gerektiriyor. Ray’la ilişkiniz yalnızca seks, sadece seks, başka bir şey değil. Şehvet içeriyor ve bu nedenle de basit ve rahatlatıcı. İşin güzel tarafı, Ray size hiçbir zaman çıkma teklif etmiyor. Size bir miktar metamfetaminden oluşan sert bir enerji kokteyli ikram ediyor. Buna bayılıyorsunuz ve onunla birlikte malzeme odasına gitmeye razı olduğunuz sürece, size istediğiniz kadar metamfetamin bulabilecek. Size nasıl yaptığını gösteriyor; banyosunda, çalıntı kimyasallarla ve tuz...
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 10-

ŞAHANE HATALARIM – 10- “Hayatımı çok seviyorum,” diyorsunuz bir anda. “Birçok insan hayatlarını sevdiğini sanıyor, oysa aslında o hayat onları öldürüyor.” Sonra mavi rüzgârlıklı adamın “çıkış stratejisi danışmanı” olduğunu söylüyor. İkisinin birlikte, insanları kültlerden kurtarmak amacıyla çalıştığını belirtiyor. Yine o kelime. Kült Küt der gibi. Aklınızı karıncalandırıyor. Gitmek istediğiniz takdirde, şu anda kaçmanıza yardım edebileceklerini söylüyor. Onlar kim? Onları, sizi sınamak için Peder VVhite mi gönderdi?” 0 beyaz kamyonete binmen yeterli,” diyor kız. “Organik bal standının yanında duran. Seni buradan olabildiğince hızlı bir şekilde çıkarırız.” “Ben tutsak değilim,” diyorsunuz. “Kaçmama yardım etmenize gerek yok.” “Öyle mi?” Sakızını patlatıp, elini kalçasına koyuyor. “0 halde kanıtla. Kamyonete bin ve gidip annenle babanı ziyaret edelim. Sonra seni, gerisin geriye Yeminli Gardiyanlar’ın evine bırakırız. Söz veriyorum. Şeref sözü.” Onu gerçekten yumruklamak istiyorsunuz. Sonra dönüp rüzgârlıklı adama bakıyor. Adam saatini gösteriyor ve artık gitmeleri gerektiğini işaret ediyor. Temkinli bir şekilde etrafınıza bakıyorsunuz. “Beni kaçırmayacağınızı veya öldürmeyeceğinizi nereden bileyim?” “Bilemezsin.” Kızın sabrını taşırmaya başlıyorsunuz. “Bak, eğer senin gitmen onlar için sorun oluşturmuyorsa, bu küçük yolculuğun ne sakıncası var? Hatalı olduğumu kanıtla. Bana, orasının bir kült olmadığını kanıtla.” Kamyonete binecekseniz, 105. Bölüme gidiniz (sayfa Kamyonete binmeyecekseniz, 106. Bölüme gidiniz (sayfa
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 8-

ŞAHANE HATALARIM – 8- 32. Bölümden… Yeminli Gardiyanlar Evi’ne taşınmaya karar veriyorsunuz ve taşındıktan kısa bir süre sonra evin liderleri bütün faturalarınızı ve banka hesap özetinizi görmek istediğini söylüyor. Baş danışman Peder White, Yeminli Gardiyanların bütün borçlarınızı üstleneceğini söylüyor. Okul borçları, kredi kartları; her şeyi. Durup dururken. Bitecek. “Senin huzurlu, ibadete hazır bir halde olmanı istiyoruz,” diyor. “Sana yeni bir başlangıç sunmak istiyoruz.” Böyle birkaç basit yazışmayla, bütün mali sorumluluğunuzu Yeminli Gardiyanlar üstleniyor. “Çalışman da gerekmeyecek,” diye güvence veriyor Peder VVhite omzunuza hafifçe dokunarak. “Biz sana bakacağız.” Bakıyorlar da. Faturalarınızı, vergilerinizi ve gelirinizi hallediyorlar. Size yiyecek, kıyafet ve kalacak yer sağlıyorlar. Günün etkinliklerini planlıyorlar, kişisel gelişiminize ve kendinize saygı duymanıza yardımcı oluyorlar. İçinizde yeni bir huzurun ve sakinliğin büyüdüğünü hissediyorsunuz. Ev kuralları katı bir şekilde uygulanıyor. Ziyaretçi yok, aile yok, televizyon yok, gazete yok, radyo yok. Eve mektup yazmak veya evden mektup almak yasak. “Geçmiş yaşantındaki tüm toksinlerden arınmaya çalışıyorsun,” diye telkinde bulunuyor Peder White. “Zihin temiz kalmalı. Dış etkenler bir numaralı düşmandır. İnsan, dünya tarafından zehirlendiği zaman temiz ve hafif kalamaz.” Ev çok güzel ama yemek saatleri belirsiz. Akşam yemeği bazen akşam 17.00’cla, bazen de gece yarısında. Bazı günler sizi sabahın dördünde kahvaltıya kaldırıyorlar, diğer günlerde ise öğlene kadar bir şey yiyemiyorsunuz. Ne zaman yiyeceğinizi asla bilemiyorsunuz ve yediğiniz zaman da, vejetaryen olan küçük bir porsiyon veriyorlar. Bazen sadece ekmek oluyor. İşin güzel tarafı, kilo veriyorsunuz ve diğerleri kadar sağlıklı ve ince görünüyorsunuz. Kötü tarafı, devamlı açsınız ve başınız ağrıyor. Yatma zamanları da belli değil. Nedenini bilmiyorsunuz ama evin programı sürekli değişiyor. Bir gün erken kalkmanızı istiyorlar, ertesi gün geç. Bazen meditasyon yapmanız için sizi sabahın üçünde uyandırıyorlar, bazen de güneş doğana kadar yatamıyorsunuz. Size amacın, alışkanlıklarınızı kontrol altına almak, kendi yirmi dört saatlik ritminiz üzerinde güç sahibi olmanız, böylece ne zaman uyuyacağınıza bedeninizin değil, sizin karar vermenizi sağlamak olduğunu söylüyorlar. Sonunda buna alışacağınızı, fakat şimdilik hep bitkin ve donuk olduğunuzu, sanki hiçbir şeyi düzene sokamıyormuş, tam olarak anlayamıyormuş gibi davrandığınızı belirtiyorlar. Ayrıca çok fazla dua ve meditasyon var. Gerçekten çok fazla dua ve meditasyon. Olabileceğini düşündüğünüzden çok daha fazla. Bir tanrıya veya ilaha dua etmiyorsunuz, daha çok kendinize, içinizdeki boşluğa (doldurulması gerekiyor) dua ediyormuşsunuz gibi görünüyor. Daire şeklinde gruplar halinde dua ediyorsunuz, ekipler halinde dua ediyorsunuz ama asla yalnız başınıza dua etmiyorsunuz. Yanlış yapmanızdan veya kötü alışkanlıklar edinmenizden korkuyorlar, bu nedenle yanınızda hep bir dua partneri var. Şimdilik partneriniz Summer ve ikiniz, günde en az üç kere, bodrum katındaki küçük porselen fayanslı odalar olan “tılsımlı” odalarda dua ediyorsunuz. Bu odalarda küvetler var ve çoğu zaman yıkanırken dua ediyorsunuz. Bunun, dua ederken arınmanıza yardımcı olduğunu söylüyorlar. Tam olarak anladığınız söylenemez
Devamını Oku

Hızlı flört olayı!

Hızlı flört olayı! Siyah dik yakalı kazak, düşük belli jean, sallantılı küpe- ler, hafif makyaj, arkada toplanmış saçlar ve kırmızı rujum- la sade ama çok şıkım. İcabında “ağa kızı” imajı yaratmak için de boynumda poşu… Nereye mi? Tabii ki de Date Game’e… Hani haftalardır basında Hız- lı Flört adıyla da anılan eşleşme muhabbeti. Denemezsem gözüm açık giderim valla. Üç gün önceden Biletix’ten re- zervasyon yaptırdım, sevgilimi Amerika’ya yolladım ve Be- yoğlu’ndayım. Girişteki masadan biletimi alıp ne edeceğimi de öğrendikten sonra bara oturdum. Hadise şu: 16 kadın, 16 erkek teşrif buyurmuşlar, her bayan bir masaya konuşlanıyor, erkekler de sırayla masa- dan masaya göç ediyorlar, iki çift laf edebilmek için dört dakikan var, sunucu 15 saniye kala uyarıyor ve hop, sırada- ki… Kızlar! Sırf karşı cinsin deli danalar gibi etrafınızda do- lanmasını izlemeye bile gidilir. Ego tatminine bire bir… Bu arada elimizdeki formlara flört adayının adım yazıp “Be- ğendim, arkadaş kalabilirim” ya da “Beğenmedim” kutu- cuklanndan birini işaretleyerek not veriyoruz. Eğer iki kişi de birbirleri için aynı kutuyu işaretlemişse, çöpçatan firma e-mail adreslerini iletiyor. Gerisi aganigi na- ganigi. Sapık edinme durumları söz konusu değil. Güvenli hani. Başlamasını beklerken, yanımda pişmiş kelle gibi sırıtan Ayşe Özyılmazelbir zat belirdi. Katılımcı değil, yani “Fırsat bu fırsat, yazıla- lım” kafasında… Neyse ki sülük savma tekniklerimle paça- yı kurtarıyorum. Vakit geldi, en kuytu masa benim. İlk iki neşeli ama ba- na dört dakika yeter mi? Saniyede iki soru sorduğumdan, “Halkla ilişkilerciyim” diyorum, kimse şüpheye düşmüyor. Üçüncü, tam Bir Demet Tiyatro’daki Fıdıl, Allahım dört dakikanın bir asra eşit olduğunu bilmiyordum. Tek keli- meyle, kıyıldım. Beşinci, ablamın sınıf arkadaşı çıkınca artık “Ayşe’nin selâmlığına hoş geldiniz” kıvamındayım. Mola zamanı. Kızların nabzım ölçmeye, doğru tuvalete… Herkes kıkır kıkır ve Fıdıl’a gıcık (Fıdıl’ın 40 milyonu havaya uçmuş). Mola bitti. Sonlara doğru iyice gevşeyip makarna muhab- betleri yapıyorum; klasik sorular (yaş, okul, iş, hobi) out. Kiminin taraftarlarına el sallıyorum, kimi o kadar beğendi ki sandalyeye yapışmak istedi, kimi müziği sevdiğimi du- yunca tapınmaya başladı. FBI ajanı, felsefe yapıp bayıltanı, özgür Çocuk kopyası… Ne ararsan var. Beylerin yüzde 90’ının bilgisayar ya da elektrik mühen- disi ve bankacı olması dikkatimi çekti. Demek bu meslek- lerde manita bulmak zor. Eeee… Okullarında adam başına 250 gram hatun düştüğünü düşünürsek, gocunacak bir şey yok. Date Game’i genellikle işlerinden sosyalleşmeye vakit bulamayanlar, arkadaş çevresini genişletmek ya da sevgili edinmek isteyenler seçmiş. Haaa… Bir-iki tane benim gibi meraklı turşucu da var. Herkes yüzünde gülümsemeyle ayrıldı. Eve dönerken, müthiş eğlenceli bir gece geçirdiğimi his- settim. Organizasyon, katılımcılar, çalışanlar, hepsi “yıkılı- yoooo”! Şiddetle tavsiye ederim.Gecenin özü; kimse laf etmesin, Duygu Asena’nın içi ra- hat etsin. Kadın seçen, erkekse debelenendir. Bu mudur? Budur! 28 Şubat 2004
Devamını Oku

Senin İçin Soyundum – 3 –

Gumii§ rengi kravati ile goz alici beyazliktaki gomleginin yalin renksizligi o mtithi§ mavi gozbebeklerini iyice ortaya gi-kanyordu. Onu orada oyle, ceketinin oniinii agmi§ ve ellerini rahatga pantolon ceplerine daldirmi§ haliyle gormek, varli-gindan bile haberdar olmadig^m bir duvara toslamak gibiydi. Oldugum yerde kalakaldim. Baki§larim, hatirladigimdan da garpici olan adama per<;inlenmi§ti. Hayatimda hig boyle-si saf bir siyahlikta sag gormemi§tim. Saglari parlakti ve ha-fifge uzun oldugundan uglari yakasini supiiruyordu. Bu sek-si sag uzunlugunun yarattigi yaramaz gocuk havasi, onun ba-§arih i§adanu goriintusunu taglandiran bir detaydi, tipki gi-kolatali dondurma kupunun iizerindeki krema gibi. Anneme sorsan, boyle bir sag ancak serserilere ve haydutlara yaki§ir derdi. O saglara dokunarak gergekten goriindiikleri kadar ipeksi olup olmadiklarina bakmak arzumu dizginlemek igin avugla-nmi kapatip siktim. Kapilar kapanmaya ba§ladi. Adam one dogru sakince bir adim atip paneldeki bir dtigmeye basarak agik kalmalarini sagladi. “Burada ikimize de yetecek kadar yer var, Eva.” Anlik sersemligimden gekip gikardi beni bu dumanli ve is-rarci ses. AcLimi nereden biliyordu? Lobide dii§urdugum kimligimi yerden ali§ini animsadim sonra. Bir an, birini bekledigimi ve a§agiya bir sonraki asan-sorle inecegimi soylemeyi gegirdim aklimdan ama neyse ki beynim birden gah§maya ba§ladi. Ne oluyordu bana boyle? Belli ki o da Crossfire’da gali§i-yordu. Onu her gordtigumde kagacak delik arayamazdim ya, hem neden arayacaktim ki? Eger ona bakabilecegim ve seksi-ligini oldugu gibi kabullenebilecegim bir noktaya ula§mak is-tiyorsam onu bir e§yaymi§ gibi kaniksayacak kadar sik gor-memde yarar vardi. Ya! Miimkiinse tabii! Asansore bindim. “Te§ekkiir ederim.” Elini diigmeden kaldirip geri gekildi. Kapilar kapandi ve asansor ini§e gegti. Onunla ayni asansore binmeye karar verdigime aninda pi§man olmu§tum. Orada oldugunu bilmek tenimi karincalandiriyordu. Bu kiigucuk alan igin fazlasiyla biiyiik bir gugtii bu adam ve ayaklanmin iizerinde huzursuzca kimildanmama neden olan hissedilir bir enerji ve cinsel gekicilik yayiyordu. Soluklarim da kalp ati§lanm gibi diizensizle§mi§ti. Sanki bu adamdan benim iggiidiisel olarak kar§ilamaya programlanmi§ oldu-gum bir istek siziyordu sessizce ve ben yine agiklanamaz bir §ekilde ona dogru gekildigimi hissediyordum. “Ilk giiniin iyi gegti mi?” diye sormasiyla irkildim. Sesinin tinisi ba§tan gikarici bir ritimle sardi beni. Ilk gii-num oldugunu nereden bildi peki? “Gayet iyiydi” diye yanitladim diiz bir sesle. “Sizinki na- Slldl?” Baki§larinin profilimde dola§tigini hissettim ama dikkati-mi asansoriin mat aliiminyum kapilarina vermeye gayret et-tim. Kalbim gogsiimun iginde ko§turuyor, midem deli gibi tit-re§iyordu. Kendimi allak bullak ve formsuz hissettim. “Oncelikle, benimki ilk guniim degildi” diye yanitladi san- ki egleniyor gibi. “Ama ba§anhydi. Ve gun ilerledikge daha da guzelle§mekte.” Bunun ne anlama geldigini kestiremeyerek ba§imi salla-dim ve zar zor guliimsemeyi ba§ardim. Asansor on ikinci kat-ta yavasjladi ve kendi aralarinda heyecanla muhabbet eden iiQ ki§ilik bir arkada§ grubu bindi. Onlara yer agmak igin ge-riye kayip Bay Gizemli ve Tehlikeli’nin kar§isindaki ko§eye gekildim. Yalmz, ayni anda o da yana dogru bir adim atti. Demin oldugumuzdan daha yakin oluvermi§tik birdenbire. Miikemmel §ekilde dugiimlenmi§ kravatini diizeltti ve bu-nu yaparken kolu koluma siirtiindu. Derin bir soluk aldim ve onumiizdekilerin konu§masina odaklanarak onun varligi-nin bende yarattigi o keskin hisse kulak asmamaya gali§tim. Kolay degildi. O kadar oradaydi ki. Tarn...
Devamını Oku