Home » Archive by categoryerkeklere özel

antalya yeni escort

antalya escort bayanlar
antalya yeni escort tekrarlandı. Bir mağazada, patron pek konuş- kan olmadığı için, çok alış veriş yaparak konuş- araştırmanın sonunda, bu konuda halkın düşün- celerini öğrenmiş olduk. Dört yıldır oturdukları mahallede bay ve bayan Monistrol hakkında semt sakinlerinin düşüncelerini öğrendik. Sanık hakkında herkes şöyle düşünüyordu: O, insanların en yumşak huylusu, en iyisidir. Yardımı sever, dürüst ve çalışkandır. Talih, hep layık olmayanlara güldüğü için, zavallı adam, işinde başarılı olamadı. Aldığı dükkan uğursuz- du. Onbeş yıldır burayı kim almışsa iflas etmiş- ti. Karısını çok seviyordu ama bu sevgi, hastalık sınıra varmamıştı ve kendisini gülünç bir durum- lara düşürmemişti. antalya anal escort Hiçkimse onun suçluluğuna inanmıyordu: – Polis, onu tutuklamakla hata etti. Ama karısı hakkında farklı düşünceler vardı. Bazıları onu parasal durumuna uymayacak ka- dar şık buluyorlardı. Bazıları ise, onun bu şık gi- yiminin, yaptığı iş dolayısıyla zorunlu olduğunu söylüyorlardı. Kocasını çok sevdiğini belirtiyor- lardı. Onların dediğine göre, bu kadın, çok güzel olduğu, birçok hayranı olduğu halde, onlara yüz vermiyor, lekesiz adına en ufak bir şüphe lekesi bulaştırmıyordu. Bu söyleyenlerin Mechinet’yi şaşırtmakta ol- duğunu görüyordum. Şöyle dedi bana:-    Bu harika! Ne bir dedikodu, ne çekiştir- me, hiçbir şey yok. Oysa biz, çok farklı dü- “serğ^Ök Onu, tezgahın başında oturup da namussuzlun çok kendi güzelliklerini âcntruryla. herkadın, kocasının aptallığı ya da namussuzluğa bile bile göz yumuşu so- nucunda, herkesle kırıştıran bir kadın san- mıştık. Ama öyle değilmiş. escort antalya Komşumun bu söylediklerine itraz etmem im- kansızdı. Lecluse caddesinde kapıcı kadının anlattıkla- rı, çok farklıydı oysa. Görüşler semtten semte değişiyordu. Batignolles semtinde fahişelik sa- yılan şey, Vivienne Caddesi’nde işin gereği sa- yılıyordu. antalya escort Fakat soruşturmamız için hayli zaman harca- mıştık, durup izlenimlerimizi birbirimize açıkla- mak ve ne yapacağımızı karalaştırmak için za- manımız yoktu. Mechinet bana şöyle dedi: –    Şimdi, oraya gitmeden önce, çevresini inceleyelim. Gizli araştırmaların tekniğini bilen bir adamdı. Bana Monistrol’un mağazasının karşısındaki bir araba kapısına kadar kendisini izlemem için bir işaret yaptı.
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 11-

ŞAHANE HATALARIM – 11- 32. Bölümden.., Bir grup yabancının yanına taşınmaya hazır olmadığınızı söylüyorsunuz. Baş danışman Peder White ansızın size defolup gitmenizi söylüyor. Önce şaka yaptığını düşünüyorsunuz ama tekrar ediyor. Ona gülümsüyorsunuz, aklınız karışıyor. Dalga geçiyor, öyle değil mi? Fakat eliyle işaret ederek, “Yalnızca git,” diyor. “Ve sakın geri gelme,” diye ekliyor. Neden böyle davranıyorlar? Bir aile olduğunuzu sanıyordunuz. Gözyaşları o gece daha sonra, çok daha sonra, yatağınızda yatarken boşalıyor. Her şey açığa çıkıyor. Okul, video, Thaddeus, Summer, Yeminli Gardiyanlar, Guy Moffatt. Zavallı kayığınızla açılmanız gereken kötü seçimler okyanusu. Eve taşınacağınızı söylemeniz yeterli olacaktı. Şimdi yalnız kaldınız. Bulabildiğiniz tek iş, alışveriş merkezinde, yarı zamanlı Paskalya Tavşanı olmak. Alışveriş merkezindeki insan kaynakları bölümünde (bodrum katında penceresi olmayan bir oda) sizi işe alan kadın, naneli sakız çiğniyor ve size bir zamanlar parlak olan ve kiralık giysiler giyerken hijyenin erdemlerini anlatan broşürleri verirken, sakızını patlatıyor. “Ayrıca, mesai kartını iki kere kontrol etmeyeceğim,” diyor. “Eğer mesai kartını yanlış doldurursan, senin kendi sorunun olur, anladın mı?” Tavşan kıyafeti, pembe plastik goril tüyünden yapılmış ve sıcak tutuyor. Tek oksijen kaynağı kafes gözler. Daha mola odasından çıkmadan, üstünüzden ter boşanıyor ve hâlâ iki yürüyen merdiven çıkıp yemek bölümünü aşmanız gerekiyor. Paskalya yumurtanıza oturduktan sonra, aptalca sorular teranesiyle, çığlık krizleri ve idrarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Her çocuk, hatta büyükanneleri de, sizinle resim çektirmek için kucağınıza oturuyor. Çok bunalıyor-sunuz. Molanızda serinlemeniz gerekiyor, bu nedenle tavşan başlığınızı çıkarıyorsunuz (yüzünüz kıpkırmızı ve ter içinde) ve anında, bir çocuk bağırmaya başlıyor. İnsan kaynakları müdürü koşarak yanınıza gelip, bir çocuk, tavşanı başsız gördüğü zaman hayat boyu süren bir travma geçirdiğini söylüyor. “Hayatı boyunca,” – sakızını patlatıyor – “Daimi olarak.” Sizi kovmayınca, alışveriş merkezinde Paskalya Tavşanı bulma konusunda umutsuz olduklarını anlıyorsunuz. Peki, ne kadar umutsuz? Ertesi gün işe sarhoş gidiyorsunuz ve çocukların fotoğraflarında çete işaretleri yapıyorsunuz. Anlaşılan biraz aşırıya kaçmışsınız. Öğle yemeği saatlerinde, İnsan kaynakları müdürü sizi Paskalya yumurtasından çekip kaldırıyor. “Tavşanın şimdi zıplama sı gerekiyor!” diye açıklıyor çocuklara ve sonra öfkeyle size bakıyor. “Zıpla git bakalım, tavşan!” Köşeyi dönünce, Orange Julius’un oralarda bir yerde, sizi kovuyor. Zaman geçiyor. Bir diş kliniğinde iş buluyorsunuz, orada Ray adındaki röntgen teknisyeniyle süregelen bir ilişkiniz oluyor. (Ray/X-ray esprilerinden sıkıldığı konusunda sizi uyarıyor.) Ray, pantolonunda Piper Cub uçak resmi bulunan kızıl saçlı, sıska biri. Onunla röntgen cihazının üstünde emekleme pozisyonunda (azot oksit darbeleriyle tamamlanarak) sevişiyorsunuz, danışma masasında misyoner pozisyonunda arka tarafınıza kalem batırılmış durumda sevişiyorsunuz. Sonra bir de, malzeme dolabında yeni ve çok heyecanlı olan “ters dönmüş el arabası” konumunu icat ediyorsunuz. Bu pozisyon sanayi temizleyicisi bidonunun sağlamlığını ve süpürge sapının dengesini gerektiriyor. Ray’la ilişkiniz yalnızca seks, sadece seks, başka bir şey değil. Şehvet içeriyor ve bu nedenle de basit ve rahatlatıcı. İşin güzel tarafı, Ray size hiçbir zaman çıkma teklif etmiyor. Size bir miktar metamfetaminden oluşan sert bir enerji kokteyli ikram ediyor. Buna bayılıyorsunuz ve onunla birlikte malzeme odasına gitmeye razı olduğunuz sürece, size istediğiniz kadar metamfetamin bulabilecek. Size nasıl yaptığını gösteriyor; banyosunda, çalıntı kimyasallarla ve tuz...
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 9-

ŞAHANE HATALARIM – 9- ama bir yandan da, devamlı olarak yarı uyur durumdasınız. Peder White, oldukça iyi durumda olduğunuzu ve bir sonraki anlayış düzeyine neredeyse hazır olduğunuzu söylüyor. Bir sonraki anlayış düzeyi, Peder VVhite’nin kendisinden geliyor Sizinle birlikte bir tılsımlı odada dua ediyor ve size banyo yapmanızı söylüyor. Sonra bir daha yıkanmanızı söylüyor. Sonra bir daha. Onun istediği kadar temizlenemiyormuşsunuz gibi görünüyor. Sonra sert süngeri elinizden alıp, sizi kendisi yıkıyor, deriniz kızarıp acıyıncaya kadar bastırıyor. Yüzünüzü ve ayaklarınızı nasıl temizleyeceğinizi öğretiyor. Vajinanızın etrafını nasıl temizleyeceğinizi, anüse özel özen göstermeniz gerektiğini söylüyor. “İşte böyle,” diye fısıldıyor dişlerini sıkarak, “Ve böyle.” Peder VVhite size bir Gideon incili veriyor ve kendisi sizin temiz olup olmadığınızı kontrol ederken, ayetler okumanızı istiyor. Bunun, sizin aklınızı güçlendirmek ve toleransınızı geliştirmek için olduğunu söylüyor. Bacaklarınızı açıyorsunuz ve ilahileri okumaya başlıyorsunuz. Vahiy kitabını okurken üzerinize eğiliyor ve Matta İncilini okurken elini kalçanıza koyuyor. Yarı sert penisinin ucunun size sürtündüğünü hissediyorsunuz. “Yeminli Gardiyanlar’ın havarisi olabilmek için,” diye fısıldıyor Peder VVhite, “Almak zorundasın,” ve bunu söyleyerek, kalçanızı havaya kaldırıp, sert bir şekilde içinize giriyor ve geliyor. Önce şoke oluyorsunuz ama sonra peder, sizin adınıza çok mutlu oluyor. Size bir Yeminli Gardiyan yüzüğü veriyor ve en sevdiği öğrencisi olduğunuzu söylüyor. hale gelirdiniz? Şey, artık evin en üst kademedeki kadını olmazdınız, bu kesin. Dosdoğru duygusal depresyonunuza mı dönerdiniz? Eskisi gibi şişman ve arkadaşsız hale mi gelirdiniz? Tabii, gelirdiniz. Annenizle babanız sonunda, sizi ziyarete gelip, sapkın külte katılarak beyninizin yıkanmasına izin vermekten vazgeçmeniz gerektiğini söylediği zaman, onlara yanlış düşündüklerini söylüyorsunuz. Kesinlikle anlamıyorlar. Anneniz ağlıyor ve babanız öfkeyle çıkıp gidiyor. Olanlar o kadar sevimsiz ki onlara bir daha gelmemelerini söylüyorsunuz. Peder White memnun oluyor. Öğrenmekle dolu günlerinize geri dönüyorsunuz, akşamlarınız çalışmayla ve duayla dolu geçiyor. Her Cuma günü, evde yapılan mumlar, çiftçi pazarında satılıyor. Cuma günlerinden nefret ediyorsunuz; çok gürültülü ve dışarıdaki insanlar çok acayip. Bir gün gruptan biraz uzaktasınız ve önünüze bir kız çıkıyor. “Nasıl gidiyor?” diye soruyor. “İyi, teşekkürler,” diyorsunuz. “Af edersin iz.” Kız yine önünüzü kesiyor. “Acelen mi var?” diye soruyor. “Seni bekleyen birisi mi var?” “Efendim?” Elindeki kereviz sapını çiğnerken, “Ben de senin gibiydim,” diyor. Sizi baştan ayağa süzüyor; yargılar gibi. Bir zamanlar Gözlem Kulesi adında bir başka “gençlik grubuna” girdiğini ama sonunda bu grubun bir kült olduğunu anladığını söylüyor. Sonra kızın arkasında, mavi rüzgârlıklı bir adamın durduğunu fark ediyorsunuz. Size bakış şekli hoşunuza gitmiyor. “Beni annenle baban gönderdi,” diye fısıldıyor kız. “Yeminli Gardiyanlar’daki insanların seni sevdiğine inanmaya koşullandırıldın. Sevmiyorlar. Sana seks yaptırmaya başladılar mı?” Bir adım geriliyorsunuz. “Kimse bana bir şey yaptırmıyor.” “Eminim yaptırmıyorlardır.” Evdeki konumunuz bir gecede yükseliyor. Yerçek porsiyonlarınız büyüyor, daha iyi bir odaya taşınıyorsunuz ve bundan sonra sadece Peder VVhite ile dua edeceğiniz söyleniyor. Bir açıdan, olanların tuhaf olduğunu biliyorsunuz ama umursayamayacak kadar çok uykunuz var ve çok açsınız. Ayrıca, mutlusunuz da. İyi bir şey yaptığınız için mutlusunuz. Peder VVhite mutlu olduğu için mutlusunuz. Buraya gelmeden önce kimdiniz? Hiç kimse. Gidecek olsanız ne
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM 4-

Antalya Grup Yapan Escort
ŞAHANE HATALARIM 4- beni süzdü. Aldatmadığından emin olunca ra- hatladı: -Ya… Demek öyle. Ama bu sözlerin neler ifade ettiğini anlatmak, sayfalarca yazıyı gerektirir. Genç kadın, kocasına şunu demek istiyordu: “Nasıl? Bu delikanlıyla herşeyi mi anlat- tın? Sırrımızı ele mi verdin?” Kadının tavrını ben böyle anlamlandırıyor- dum. Komşum da benim gibi anlamlandırmış ol- malı ki, şöyle dedi: -Evet. Bunda bir kötülük yok. Adalete tes- lim ettiğim haydutların öç almasından kork- sam bile namuslu insanlardan korkacak ne var? Benim saklandığımı, mesleğimden utandığımı sanmıyorsun ya? Karısı: -Yanlış anlama. Dedi. Bay Mechinet onu işitmiyordu. Kafasından bir şeyler geçtiği belliydi. Sonra konuştu: -Elbette… Tuhaf fikirlerin var, hanım. Ben uygarlığın meçhul bir bekçisiyim. Rahatlığım pahasına ve hayatımı tehlikeye atarak toplu- mun güvenliğini sağlıyorum. Bundan utana- cak mıydım? Gülünç olur bu. Polis teşkilatı- nın ayrı bir bölümü olan bizlere karşı geç- mişten gelen ön yargılar var, diyebilirsin. Umurumda değil bu. Evet, bize tepeden ba-kan yetenekli bayların var olduğunu biliyo- rum. Ama ben ve meslektaşlarım yarın bir grev yaparsak ve aman vermediğimiz haydut sürüsüne sokakları serbest bırakırsak, onla- rın suratlarının ne hale geleceğini görmek is- terdim. Karısı, böyle çıkışlara alışkındı hiç konuşma- dı; iyi de etti. Çünkü komşum itirazla karşılaş- mayınca büyülenmiş gibi yatıştı şöyle dedi ona: -Ama konuyu değiştirelim. Şimdi çok önemli bir konu var. Yemek yemedik açlıkta- n ölüyoruz, bize yiyecek bir şeyler verir mi- sin? Bu akşamki hali, kadının çoğunlukla itirazsız kabul ettiği hallerden olmalıydı; tatlı bir gülüm- semeyle: – Beylerin yemekleri şimdi hazır olur. Masaya oturduk, nefis birer biftek kondu önü- müze. Bayan Mechinet, biz yerken kadehlerimi- zi nefis bir şarapla dolduruyordu. Ben, bu sakin arkadaşımı gizlice seyreder- ken, bu rahat evin ona ait olduğunu, bu ufak te- fek ve güzel kadının kocası olduğunu düşünü- yordum ve kendi kendime soruyordum, akıl al- maz maceraların kahramanı, usta hafiye bu adam mı diye. Karnımızı güzelce doyurduk. Yemekten son- ra Mechinet, karısına günün olaylarını anlattı, A-7.x«..o., w..um yanma oıurmuş, DuyuK bir dik- katle dinliyor, anlayamadığı zaman soruyordu. Arkadaşım sözünü bitirince, karısı şöyle dedi ona; –    Büyük bir yanlış yaptın. Düzeltilmeyecek bir yanlış. Kocası sordu: –    Nasıl yani? –    Müdüriyete gitmene gerek yoktu. –    Ama… Monistrol.. –    Evet, onu sorguya çekmek istiyordun. Ama ne işine yaradı? –    Çok işime yaradı. –    Yaramadı. Hemen “Vivienne Caddesi’ne, karısına gitmen gerekirdi. Onu, kocasının tu- tuklanması dolayısıyla kapıldığı heycanlı hal içinde yakalardın. Eğer şüphe edildiği gibi suçluysa ona biraz ustalıkla herşeyi itiraf et- tirirdin. Bu sözler üzerine ben yerimden sıçradım: –    Evet. Sonra, karalı bir tavıla devam etti: –    Bundan hiç kuşkum yok. Biliyor musu- nuz, şuna eminim ki cinayeti kadın planladı. Erkeklerin işlediği yirmi cinayetten onbeşi kadınlar tarafından planmış ve telkin edil- miştir. Bay Mechinet’ye sorun. Kapıcı kadı-nın tanıklığı sizi aydınlatmalıydı. Kim bu ba- yan Monistrol? Çok güzel bir kadın. Söylene- dildiğine göre, ihtiraslı bir kadın, kocasını parmağında oynatıyor. Ama ne halde? Para- sızlıktan kıvranıyor, ihtiyardan yüzbin frank istiyor. İhtiyar bu parayı vermeyerek onun umutlarını söndürüyor. Sizce kadın, öldüre- siye nefret...
Devamını Oku

Şahane hatalarım -1-

Antalya Grup Yapan Escort
1. Bölümden.. Erkek arkadaşınızın ailesinin evinde, mutfakta dururken, ona yolculuğa çıkacağınızı söylüyorsunuz. Üniversiteye gitmeyeceksiniz. Ders programları, krediler veya notlarla uğraşma fikri hiç hoşunuza gitmiyor. Sıradan başarı size göre değil. Sizin için başarılı olmak, mutlu olmak demek. Erkek arkadaşınız bozulmuş görünüyor. Yük- sek sesle konuşuyor. Bağırıyor ve size planınızın son derece aptal- ca olduğunu haykırırken, omzunuzu parmağıyla dürtüyor. Ona ce- vap verip, fikrinizi savununca, sizi itiyor. Siz de onu itekliyorsunuz. Sonra size kaltak deyip kendinizi ne sandığınızı soruyor ve tokadı yapıştırıyor. Lanet olsun. Bunu beklemiyordunuz. Yoksa bekliyor muydu- nuz? Her zaman biraz asabi değil miydi? Finaller gözünde büyüdü- ğü zaman ya da babası bağırırken veya koçu şikâyet edince sinirle- rini kontrol altına almakta zorlanırdı… Aslında düşününce, kızmak için iyi bir bahanesi vardı hep. Tüm bunları bir anda düşünüyorsu- nuz. Ne anlama geldiğini ve sonrasında ne olacağını biliyorsunuz. Size bir kere vurdular mı, gerisi daima gelir. Bu işte giderek ustala- şırlar. Bu yüzden, size bir daha vurmadan, ocağın üstündeki demir tavayı yakalayıp (domuz pastırması yağı hâlâ içinde) erkek arkada- şınızın kafasına indiriyorsunuz. Tonk. Patates çuvalı gibi yere yığılı- yor. Ölmedi. Piç kurusu hâlâ nefes alıyor.Gitme zamanı geldi! Peki, nereye? Avrupa’yı görmek istemişti- niz hep: Taş binaları, Rönesans resimlerini, bronz tenli adamları. Kaliforniya’ya da gidebilirsiniz. Kaliforniya’da kim eğlenmez ki? Hatta orada kalacak yeriniz bile van geçen yıl mezun olan bazı arkadaşlarınız Los Angeles’te bir ev aldı ve size gelip istediğiniz kadar kalabileceğinizi söylediler.Sanat bölümüne kaydoldunuz. Tuhaf bir kabile bunlar. Kulak memelerine tahta parçaları geçirmiş bir çocuk, Maori dövmeli ve cinsel organında piercing taşıyan bir kadın ve raptiyeleri ısıtıp kol- larına kabartma solucan şeklinde hiyeroglifler alazlayan bir başka kız var. Sanat öğrencileri, hukuk ve işletme öğrencilerinin alaylarına maruz kalmama çabası içinde, dayanışma halinde olup birlikte dolaşırlar. Bu nedenle ve muhtemelen başka nedenlerle de, erkek arkadaşınızla iletişiminiz daha da bozuluyor. (0 işletme okuyor. Hem sıkıcı hem de utanç verici.) Bir anda size budala gibi görün- meye başlıyor. Artık onunla yatmayı bırakıyorsunuz; onun ritimsiz pompalamaları ve homurdanmaları artık size cazip gelmiyor. Dur- madan kavga ediyorsunuz. Sonra bir gün öğleden sonra erkek arkadaşınız eve erken gelip sizi kadife kanepeye yayılmış bir şekil- de Thaddeus isimli bir video sanatçısıyla yakalıyor. Bu ilişkinizin sonu oluyor. Onu suçlayamıyorsunuz, üzülüyor da sayılmazsınız. Thaddeus, kızların çalgı telleriyle bağlı bir şekilde ata biner gibi yağlı çelloların üstünde poz verdiği senfoni-seks filmleri çekmeyi seviyor. Ayrıca sevişmelerinizi banda kaydediyor. Bundan pek hoş- lanmıyorsunuz, ancak size ‘Sen ne anlarsın7 dediğinde susuyor- sunuz. Sizi o kadar sık filme alıyor ki yatakta çıplakken kameranın 1*5çalışması artık sıradan geliyor, hatta neredeyse memnun ediyor. Dönemin ortasında, okulda karma sergi açılması gündeme geliyor ve sizin de bir eserinizi sergilemeniz gerekiyor. Şimdi, teknik olarak başarılı olduğunuz bir resimle mi, yoksa daha riskli bir resimle mi katılmalısınız? Riskli resimle katılmak istiyorsanız, 8. Bölüme gidiniz (sayfa 21) Teknik olarak başarılı resimle katılmak istiyorsanız, 9. Bölüme gidiniz (sayfa 23)
Devamını Oku

Mutlu Aile Defteri

Emekli Albay Yıldırım Taşyumruk biraz da mesleği gereği ömrü boyu sert ve otoriter bir baba olmuştur. Bir gün çatıdan düşer ve acilen hastaneye kaldırılır. Kendisinden yıllar içerisinde uzaklaşmış olan çocukları da babalarını mutlu ettirmek için yeniden aynı çatı altında buluşturur. Fakat 3 kardeş ve onların eşleri sürdürdükleri hayata dair onlarca yalan söylemişler ve durumu idare etmeyi şimdiye kadar başarmışlardır. Artık babaları her an yanlarında olunca dalavereleri sürdürmek için kırk takla atarlar. Yıldırım Bey, evde bir şeyler döndüğünün farkındadır ama kime inanacağını da şaşırır. Mutlu bir aile tablosu oluşturmak o kadar da zor olmamalıdır… Yönetmenliğini Nihat Durak’ın üstlendiği filmin senaryosu ise Emre Özdür, Volkan Sümbül ve Ali Demirel’in kaleminden çıktı. Yapımcılığını Tims Production’ın üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise genç isimlerden Büşra Pekin, Öner Erkan, İlker Aksum, Binnur Kaya, Bülent Emrah Parlak ve usta oyuncu Tuncel Kurtiz yer alıyor… Nihat Durak 2006 yılında çektiği İlk Aşk filminden sonra sıcak, samimi ve üstelik de komik bir filmle karşımıza çıkıyor. Yerli yapımlara olan beklentimi o kadar aşağılara çekmişim ki, Mutlu Aile Defteri’nin içinde yavaş yavaş gevşedim diyebilirim. Komedi anlayışımızın nispeten BKM yapımları dışında genelde bel altını kullandığı, zekadan yoksun espri bozuntularının sinemadan soğuttuğu sektörümüzde otoriteden komedi anlayışı yaratmaya çalışan, en azından çabalayan bir film olarak çıkıyor karşımıza Mutlu Aile Defteri. Nihat Durak daha çok dizi çeken bir yönetmen, o yüzden sinemasına ilişkin fazla bir done yok elimizde ama İlk Aşk filminde de sıcak ve samimi tanımlarını sıkça kullandığımızı hatırlıyorum. Yeşilçam filmlerinin daha çok Neşeli Günler kısmını seçen, aile olmanın dayanışma gerektirdiğini anlatırken aynı zamanda kopma ve sapmalarını da cesurca ortaya koyan bir yapım Mutlu Aile Defteri. Tabii hikayenin dört dörtlük aktığını söyleyemeyiz ama komedi hamleleri en azından düşünülmüş ve komik olduğu için bazı şeyleri görmezden gelmenize olanak sağlıyor. Mesela emekli albay Yıldırım beyin sürekli didiştiği karga hikayesi gereksiz gibi duruyor ama bir yandan da filmin absürd duygusuna iyi bir biçimde eşlik ediyor. Babanın otoritesine rağmen evlatların babadan uzakta olmaları ve her şeye rağmen ‘yalancı’ olmaları da filmin yabancılaştırıcı unsurlarından. Hikaye klasik aslında. Babalarının istediği gibi çocuklar olmayan üç kardeş birbirlerinden kopuk bir hayat sürmektedir.Mutlu Aile Defteri izle Babanın karganın peşinde damdan düşmesi onları yıllar sonra bir araya getirir ve saklanan sırlar teker teker ortaya dökülür. Mekanın İzmir olması da ayrıca takdire şayan. İstanbul’da çekilse fazla kaosa kurban gideceğini düşündüğüm film, İzmir ve çevresini de güzel ve sakin bir biçimde taşıyor perdeye. Hatta İstanbul’a karşılık yaratılmış bilinçli bir tercih olarak bile algılanabilir! Babalarının kendilerine aldığı piyango biletiyle köşeyi dönen ama hala fakirleri oynayan ortanca kardeş ve karısının halleri, sevgilisiyle aynı adı taşıyan kız İsmet’in dramı ve büyük kardeşin en doğalından yalanları, filmi çözülmesi gereken bir komedi yumağına taşıyor. Herkesin birbirine yalan söylediği ve yanlış anladığı bir anlayışı akıcı bir biçimde kullanan film, oyunculuklarıyla da var olan komediyi destekliyor. Tuncel Kurtiz’in usta oyunculuğuyla desteklediği diğer oyuncuların performansları da akıcı bir biçimde yer alıyor filmde. Mutlu Aile Defteri’nin diğer komedilerden farkı güldürmesinde yatıyor. Bunu yaparken de gayet...
Devamını Oku