Home » antalya escort » Archive by categorySide escort bayan

konyaaltı seksi escort bayan

konyaaltı seksi escort bayan Merhaba ben escort bayan Mina 1.69 boy 51 kilo 22 yaşında yeni taptaze escort bayanım.Seksi vücutlu ve seksi göğüslü,bakımlı,güler üzlü,cana yakın,kültürlü ve kaliteli,seks deneyimi oldukca memnun edici bir escort kızım..Randeularımı kendi güvenilir evimde gerçekleştirmekteyim.ilişkilerimde sağlık açısından mutlaka kondom kullanıyorum.Ters ilişkiye asla girmiyorum.Kendine öz güveni olan kültürlü,kaliteli,bakımlı ve anlayışlı Elit erkeklerin araması rica olunur. konyaaltı çıtır yeni escort Muhteşem ötesi seks dolu dakikaları beraber geçirmek ve en özel ve güzel zevkli fantazileri beraber çılgınca yaşamak sizi çok tatmin edecek ve kendinizi bir anda seks dünyasında hissedeceksiniz.Birlikte yapacağımız seks dolu zamanları çok sevecek kendinizi her daim mutlu hissedeceksiniz..En zevk verici hallerimle sizi aklınızı başınızdan alacağımdan hiç şüphe duymayınız.Güzel bir ilişkiyle seks yapıp rahatlamaya ne dersiniz?.. antalya doyumsuz escort
Devamını Oku

antalya çıtır escort nuray

antalya çıtır escort nuray selam ben escort bayan NURAY 1.68 boy 54 kilo 26 yaşında seksi vücutlu,iri ve dik göğüslü,dünya tatlısı,bakımlı,temiz ve hijyen,sohbeti ve seksi seven bir escort bayanım.bütün fantazilere açığımdır.Görüşmelerimi sadece kendi güvenilir evimde yapmaktayım.benimle güşmek isteyen beylerin bakımlı ve temiz olmaları,kültürlü kaliteli,anlayışlı ve maddi sorunu olmayan beylerin araması önemle rica olunur. antalya doyumsuz escort En güzel ve en özel seks dolu dakikaları beraber geçirmek ve istediğiniz en güzel pozisyonlarla yapacağımız fantazilerden mükemmel ötesi zevk alarak kendinizi son derece tatmin etmiş olup rahatlamanın tadını çıkaracaksınız.size yapmış olacağım en zevk verici muamelelerden son derece etkilenecek defalarca zevk oranlarınızın azdığını göreceksiniz.Benimle yaşadığınız seks dolu ilişkiden sonuna kadar zevk alacak ve hiç bir zaman aklınızdan çıkmayacak .Arayın ve birlikte zevkin zirvesine çıkıp hak ettiğiniz mutluluğu yaşayalım..sevgilerle.  antalya bayan escort
Devamını Oku

antalya yeni escort

antalya escort bayanlar
antalya yeni escort tekrarlandı. Bir mağazada, patron pek konuş- kan olmadığı için, çok alış veriş yaparak konuş- araştırmanın sonunda, bu konuda halkın düşün- celerini öğrenmiş olduk. Dört yıldır oturdukları mahallede bay ve bayan Monistrol hakkında semt sakinlerinin düşüncelerini öğrendik. Sanık hakkında herkes şöyle düşünüyordu: O, insanların en yumşak huylusu, en iyisidir. Yardımı sever, dürüst ve çalışkandır. Talih, hep layık olmayanlara güldüğü için, zavallı adam, işinde başarılı olamadı. Aldığı dükkan uğursuz- du. Onbeş yıldır burayı kim almışsa iflas etmiş- ti. Karısını çok seviyordu ama bu sevgi, hastalık sınıra varmamıştı ve kendisini gülünç bir durum- lara düşürmemişti. antalya anal escort Hiçkimse onun suçluluğuna inanmıyordu: – Polis, onu tutuklamakla hata etti. Ama karısı hakkında farklı düşünceler vardı. Bazıları onu parasal durumuna uymayacak ka- dar şık buluyorlardı. Bazıları ise, onun bu şık gi- yiminin, yaptığı iş dolayısıyla zorunlu olduğunu söylüyorlardı. Kocasını çok sevdiğini belirtiyor- lardı. Onların dediğine göre, bu kadın, çok güzel olduğu, birçok hayranı olduğu halde, onlara yüz vermiyor, lekesiz adına en ufak bir şüphe lekesi bulaştırmıyordu. Bu söyleyenlerin Mechinet’yi şaşırtmakta ol- duğunu görüyordum. Şöyle dedi bana:-    Bu harika! Ne bir dedikodu, ne çekiştir- me, hiçbir şey yok. Oysa biz, çok farklı dü- “serğ^Ök Onu, tezgahın başında oturup da namussuzlun çok kendi güzelliklerini âcntruryla. herkadın, kocasının aptallığı ya da namussuzluğa bile bile göz yumuşu so- nucunda, herkesle kırıştıran bir kadın san- mıştık. Ama öyle değilmiş. escort antalya Komşumun bu söylediklerine itraz etmem im- kansızdı. Lecluse caddesinde kapıcı kadının anlattıkla- rı, çok farklıydı oysa. Görüşler semtten semte değişiyordu. Batignolles semtinde fahişelik sa- yılan şey, Vivienne Caddesi’nde işin gereği sa- yılıyordu. antalya escort Fakat soruşturmamız için hayli zaman harca- mıştık, durup izlenimlerimizi birbirimize açıkla- mak ve ne yapacağımızı karalaştırmak için za- manımız yoktu. Mechinet bana şöyle dedi: –    Şimdi, oraya gitmeden önce, çevresini inceleyelim. Gizli araştırmaların tekniğini bilen bir adamdı. Bana Monistrol’un mağazasının karşısındaki bir araba kapısına kadar kendisini izlemem için bir işaret yaptı.
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 16-

ŞAHANE HATALARIM – 16- Neden bir çuval inciri berbat edesiniz? Hiç kimseye hiçbir şey söylemeyeceksiniz ama dekanla öpüşmüş olmanızda iki temel sorun var: (1) Bir kadınla öpüşebileceğiniz hiç aklınıza gelmezdi. (Arayabileceğiniz bir lezbiyen yardım hattı var mı acaba? Bir üyelik formu falan?) ve (2) Acaba dekan çılgına dönecek mi? Bu olay işinizi etkileyecek mi? Bundan sonra size farklı davranacak mı? Siz bundan sonra ona farklı davranacak mısınız? Karakterinizin dışın- da bir şey yaptığınız zaman, bu artık bundan sonra sizin karakteri- niz mi olacak? Uzun hafta sonu boyunca, telefonun çalmasını bekliyorsunuz ama çalmıyor. Evinizi temizlemeye başlıyorsunuz. Siliyorsunuz, ovuyorsunuz, siliyorsunuz, siliyorsunuz, süpürüyorsunuz, elektrik süpürgesiyle temizliyorsunuz, yıkıyorsunuz, bekliyorsunuz. Beş makine dolusu çamaşır yıkıyorsunuz. Zaten temiz olan şeyleri tek- rar yıkıyorsunuz. Sonra telefon çalıyor. Dekan Dorrington’un bürosu arıyor. Dekanın sekreteri sizi kovuyor. Ofisteki bilgisayarınıza el konuluyor, sesli postanız kapatılıyor, ana anahtarınız iptal ediliyor. Size hiçbir açıklama yapılmıyor, sıcak bir şekilde veda edilmiyor, tazminat paketi verilmiyor. Veda pastası yok, kart yok, bunun çok ayıp olduğunu söyleyen öğretmenler yok. Yafnızca eşyalarındı bir karton kutuya doldurup, gizlice eve dönüyorsunuz. 180Küçücük dairenizde bir şişe şarap açıyorsunuz, sonra bir tane daha açıyorsunuz, evdeki stokunuz bitinceye kadar açıyorsunuz. Şimdi gidip şarap almanız gerekiyor. Burada gerçekten çok güzel olan bir haber de, Savannah’da her yerde – hatta bakkallarda bile – şarap satılıyor olması. Savannah’ın kent merkezindeki tek market Kroger. Kroger yirmi dört saat açık ve kilometreler boyunca kliması olan tek yer burası. Kapının önünde tavuk kulübesi var ve içeride boydan boya içki dolu bir koridor bulunuyor. Arabalar sıcakta duruyor ve buharlaşı- yor. Ön kapıdan içeri girerken, üzerinde lekeli bir spor ceket bulu- nan zenci bir adam bağırmaya başlayarak tekrar tekrar, “Fahişe! Seni koca götlü fahişe\” diye bağırıyor ve bakkalın güvenlik görevli- leri gelinceye kadar susmuyor. Güvenlik görevlileri kendilerini polis sanıyor. Kasalarda sonu gelmeyen kuyruklar var, kliması olmayan yok- sul mahalledeki herkes, serinlemek için buraya geliyor. Başlarına tişört bağlamış adamlar, mandıra kısmında birbirlerine bağırıyorlar Çocuklar solmuş etleri yüzlerine bastırarak, kırık alışveriş arabala- rıyla koşuşturup duruyor. Kan ter içindeki anneler, hoşnutsuz bir ifadeyle, birbirleriyle komşuları, paraları ve erkekleri hakkında ko- nuşuyor. Dalgın bir şekilde, dizleri seviyesinde cirit atan çocuklara vurup, onların bağırarak florasan ışıkla aydınlatılmış koridorlarda koşuşmalarına yol açıyorlar. Yeşil plastik bir alışveriş sepeti alıyorsunuz ve dükkânın içinde dolanıyorsunuz. Bir pinos gris şarabı buluyorsunuz ve kasalara doğru ilerliyorsunuz. O anda, marketin çok sessiz olduğunu fark ediyorsunuz. Kadınlar artık konuşmuyor, kasiyerler hareket etme- den durmuş, dükkânın önüne bakıyor. Sadece bir bebek ağlıyor, başka hiç ses yok. O anda, başlarında yün bere olan iki adam gö- rüyorsunuz. İlk düşünceniz, bu havada kim yün bere giyer oluyor. Ama sonra tabancalarını görüyorsunuz. Siyah, donuk, sıradaki insanlara doğrultulmuş. Kasiyere bir şey söylüyorlar, bağırıyorlar ve Asonra mavi gömlekli, yaka kartlı bir adam koşarak içeri giriyor. Bir patlama oluyor. Maytap patlarmış gibi. Pat pat pat! Mavi gömlekli adam yere düşüyor. Sonra iradeniz dışında dönmeye başlıyorsu- nuz, sanki bir şey sizi sert bir şekilde itmiş gibi. Göğsünüzde bir sıcaklık var. Dizlerinizin...
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 12-

ŞAHANE HATALARIM – 12- 33. Bölümden.., Luis’i seçiyorsunuz. San Diego’ya bir bilet ayırtıyorsunuz ve oraya ulaştığınız anda onu görüyorsunuz. Resmindeki kadar yakışıklı. (Rahatlıyorsunuz, çünkü şişkoların, guatrlıların ve doğum lekesi olan insanların, hiç de ideal erkek değillerken, kapıdan dans ederek girip Evet, biz Hayalinizdeki Erkek 777’yiz, dediklerine ilişkin bütün o hikâyeleri duymuştunuz.) Gerginsiniz ve ateş basıyor. Sizin hakkınızda ne düşündüğünü merak ediyorsunuz. Çantalarınızı taşıyor. Büyük, kaslı, damarlı elleri var ve ona baktıkça, daha da yakışıklı olduğunu görüyorsunuz. Sizi deniz kenarında bir bara götürüyor. Orada balık tako ve bira ısmarlıyorsunuz. İkiniz de gerginsiniz. Sizden hoşlanıp hoşlanmadığını anlayamıyorsunuz. Bir bira daha ısmarlıyorsunuz, sonra bir tane daha, bir tane daha… Saat yalnızca öğleden sonra iki ve siz bir anda sarhoş oluyorsunuz. Yürüyüşe çıkmaya karar veriyorsunuz. Rıhtımda insanlar balık tutuyor. Adamın biri yavru köpekbalığı yakalamış; balık beton güvertede, düzgün beyaz göbeği ters dönmüş şekilde, nefes nefese yatıyor. Onun için üzülüyorsunuz. İçinizden yavru köpekbalığını kucağınıza almak, göğsünüze sıkıca sarmak ve kaçmak geçiyor. Luis, otuz dakika uzaklıktaki Oceanside’de bir evde bir oda kiralıyor. Ev, aynı şekildeki gül renkli sıvaları olan evlerin bulunduğu bir sitede, kendisi de Okyanus Evleri ve Okaliptüs Duvarları ve Hanımeli Sarmaşıkları gibi isimleri olan birçok sitenin arasında bir yerde. Sizi evinde üst kata çıkarıyor ve bavulunuzu dikkatle onun yatağının üstüne koyuyorsunuz. Bavulunuzun fermuarıyla oynuyorsunuz ve Luis size gülüyor. Alt dudağınıza dokunuyor ve ikiniz, birlikte bavulun üstüne devriliyorsunuz. Sonrasında, hâlâ sizden hoşlanıp hoşlanmadığını merak ediyorsunuz. Bu soru, hafta sonunun geri kalanında kendi kendinize hemen hemen her beş dakikada bir sorduğunuz bir soru haline geliyor. Ona bakmak bile kalbinizi acıtıyor ama o çok mesafeli ve sessiz davranıyor. Gülüyor ama sadece arada sırada. Sizinle her gece sevişiyor ama yine de mesafeli duruyor. Siz kovaladıkça o kaçıyor. Bu da onu her geçen dakika daha cazip hale getiriyor. Onunla konuşmak istiyorsunuz, sizden gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığını sormak istiyorsunuz ama çatık kaşları, fıldır fıldır bakan gözleri yüzünden kalbiniz parmak uçlarınızda atıyormuş gibi geliyor ve bu nedenle ona hiçbir şey soramıyorsunuz. Sinir bozucu dört günün sonunda, sizi havaalanına bırakıyor. Tuhaf, huzursuz ve uzak duruyor. Veda etmek için içeri bile girmiyor. Kadınlar tuvaletinde özürlüler kabininde ağlıyorsunuz. Getirdiğiniz kıyafetler yanlıştı, saçlarınız yanlıştı, çirkin, şişkin ve balık suratlı görünüyorsunuz. Her şey çok yanlış. Siz tuvalet kabininde yüzünüzü silip gözyaşlarınızı tuvalet kağıdıyla tıkamaya çalışırken, yaşlıca bir kadının sert sesini duyuyorsunuz. “Madam?” diyor kadının genizden gelen resmi sesi. “Özürlüler kabinindesiniz ve bekleyen biri var.” “Ben buradayım!” diye bağırıyorsunuz. “Bunu biliyoruz, madam. Orası sadece özürlü insanlar için.” “Biliyorum. Lanet olsun,” diye bağırıyorsunuz. “Ben de özürlüyüm.” Lanet olsun. Ben de özürlüyüm. Havaalanı güvenlik raporuna bu ifade girecek. Kaliforniya özürlü insanlara ya da onlar hakkında bağıranları hoş karşılamıyor fakat bacakları burulmuş boru temizleyicisi gibi olan bir kızın beklediğini nereden bilebilirdiniz? Ceza ödüyorsunuz, uçağınızı kaçırıyorsunuz ve o gece bire kadar eve varamıyorsunuz. Vardığınızda da bitkin, rimeliniz akmış ve perişan haldesiniz. Eve geldiğinizde sizi üç tane mesajın beklediğini görüyorsunuz. Birisi, nerede olduğunuzu merak eden annenizden (internetten buluşma olayınızı hiçbir şekilde anlatmayacaksınız); ikincisi,...
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 11-

ŞAHANE HATALARIM – 11- 32. Bölümden.., Bir grup yabancının yanına taşınmaya hazır olmadığınızı söylüyorsunuz. Baş danışman Peder White ansızın size defolup gitmenizi söylüyor. Önce şaka yaptığını düşünüyorsunuz ama tekrar ediyor. Ona gülümsüyorsunuz, aklınız karışıyor. Dalga geçiyor, öyle değil mi? Fakat eliyle işaret ederek, “Yalnızca git,” diyor. “Ve sakın geri gelme,” diye ekliyor. Neden böyle davranıyorlar? Bir aile olduğunuzu sanıyordunuz. Gözyaşları o gece daha sonra, çok daha sonra, yatağınızda yatarken boşalıyor. Her şey açığa çıkıyor. Okul, video, Thaddeus, Summer, Yeminli Gardiyanlar, Guy Moffatt. Zavallı kayığınızla açılmanız gereken kötü seçimler okyanusu. Eve taşınacağınızı söylemeniz yeterli olacaktı. Şimdi yalnız kaldınız. Bulabildiğiniz tek iş, alışveriş merkezinde, yarı zamanlı Paskalya Tavşanı olmak. Alışveriş merkezindeki insan kaynakları bölümünde (bodrum katında penceresi olmayan bir oda) sizi işe alan kadın, naneli sakız çiğniyor ve size bir zamanlar parlak olan ve kiralık giysiler giyerken hijyenin erdemlerini anlatan broşürleri verirken, sakızını patlatıyor. “Ayrıca, mesai kartını iki kere kontrol etmeyeceğim,” diyor. “Eğer mesai kartını yanlış doldurursan, senin kendi sorunun olur, anladın mı?” Tavşan kıyafeti, pembe plastik goril tüyünden yapılmış ve sıcak tutuyor. Tek oksijen kaynağı kafes gözler. Daha mola odasından çıkmadan, üstünüzden ter boşanıyor ve hâlâ iki yürüyen merdiven çıkıp yemek bölümünü aşmanız gerekiyor. Paskalya yumurtanıza oturduktan sonra, aptalca sorular teranesiyle, çığlık krizleri ve idrarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Her çocuk, hatta büyükanneleri de, sizinle resim çektirmek için kucağınıza oturuyor. Çok bunalıyor-sunuz. Molanızda serinlemeniz gerekiyor, bu nedenle tavşan başlığınızı çıkarıyorsunuz (yüzünüz kıpkırmızı ve ter içinde) ve anında, bir çocuk bağırmaya başlıyor. İnsan kaynakları müdürü koşarak yanınıza gelip, bir çocuk, tavşanı başsız gördüğü zaman hayat boyu süren bir travma geçirdiğini söylüyor. “Hayatı boyunca,” – sakızını patlatıyor – “Daimi olarak.” Sizi kovmayınca, alışveriş merkezinde Paskalya Tavşanı bulma konusunda umutsuz olduklarını anlıyorsunuz. Peki, ne kadar umutsuz? Ertesi gün işe sarhoş gidiyorsunuz ve çocukların fotoğraflarında çete işaretleri yapıyorsunuz. Anlaşılan biraz aşırıya kaçmışsınız. Öğle yemeği saatlerinde, İnsan kaynakları müdürü sizi Paskalya yumurtasından çekip kaldırıyor. “Tavşanın şimdi zıplama sı gerekiyor!” diye açıklıyor çocuklara ve sonra öfkeyle size bakıyor. “Zıpla git bakalım, tavşan!” Köşeyi dönünce, Orange Julius’un oralarda bir yerde, sizi kovuyor. Zaman geçiyor. Bir diş kliniğinde iş buluyorsunuz, orada Ray adındaki röntgen teknisyeniyle süregelen bir ilişkiniz oluyor. (Ray/X-ray esprilerinden sıkıldığı konusunda sizi uyarıyor.) Ray, pantolonunda Piper Cub uçak resmi bulunan kızıl saçlı, sıska biri. Onunla röntgen cihazının üstünde emekleme pozisyonunda (azot oksit darbeleriyle tamamlanarak) sevişiyorsunuz, danışma masasında misyoner pozisyonunda arka tarafınıza kalem batırılmış durumda sevişiyorsunuz. Sonra bir de, malzeme dolabında yeni ve çok heyecanlı olan “ters dönmüş el arabası” konumunu icat ediyorsunuz. Bu pozisyon sanayi temizleyicisi bidonunun sağlamlığını ve süpürge sapının dengesini gerektiriyor. Ray’la ilişkiniz yalnızca seks, sadece seks, başka bir şey değil. Şehvet içeriyor ve bu nedenle de basit ve rahatlatıcı. İşin güzel tarafı, Ray size hiçbir zaman çıkma teklif etmiyor. Size bir miktar metamfetaminden oluşan sert bir enerji kokteyli ikram ediyor. Buna bayılıyorsunuz ve onunla birlikte malzeme odasına gitmeye razı olduğunuz sürece, size istediğiniz kadar metamfetamin bulabilecek. Size nasıl yaptığını gösteriyor; banyosunda, çalıntı kimyasallarla ve tuz...
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 10-

ŞAHANE HATALARIM – 10- “Hayatımı çok seviyorum,” diyorsunuz bir anda. “Birçok insan hayatlarını sevdiğini sanıyor, oysa aslında o hayat onları öldürüyor.” Sonra mavi rüzgârlıklı adamın “çıkış stratejisi danışmanı” olduğunu söylüyor. İkisinin birlikte, insanları kültlerden kurtarmak amacıyla çalıştığını belirtiyor. Yine o kelime. Kült Küt der gibi. Aklınızı karıncalandırıyor. Gitmek istediğiniz takdirde, şu anda kaçmanıza yardım edebileceklerini söylüyor. Onlar kim? Onları, sizi sınamak için Peder VVhite mi gönderdi?” 0 beyaz kamyonete binmen yeterli,” diyor kız. “Organik bal standının yanında duran. Seni buradan olabildiğince hızlı bir şekilde çıkarırız.” “Ben tutsak değilim,” diyorsunuz. “Kaçmama yardım etmenize gerek yok.” “Öyle mi?” Sakızını patlatıp, elini kalçasına koyuyor. “0 halde kanıtla. Kamyonete bin ve gidip annenle babanı ziyaret edelim. Sonra seni, gerisin geriye Yeminli Gardiyanlar’ın evine bırakırız. Söz veriyorum. Şeref sözü.” Onu gerçekten yumruklamak istiyorsunuz. Sonra dönüp rüzgârlıklı adama bakıyor. Adam saatini gösteriyor ve artık gitmeleri gerektiğini işaret ediyor. Temkinli bir şekilde etrafınıza bakıyorsunuz. “Beni kaçırmayacağınızı veya öldürmeyeceğinizi nereden bileyim?” “Bilemezsin.” Kızın sabrını taşırmaya başlıyorsunuz. “Bak, eğer senin gitmen onlar için sorun oluşturmuyorsa, bu küçük yolculuğun ne sakıncası var? Hatalı olduğumu kanıtla. Bana, orasının bir kült olmadığını kanıtla.” Kamyonete binecekseniz, 105. Bölüme gidiniz (sayfa Kamyonete binmeyecekseniz, 106. Bölüme gidiniz (sayfa
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 9-

ŞAHANE HATALARIM – 9- ama bir yandan da, devamlı olarak yarı uyur durumdasınız. Peder White, oldukça iyi durumda olduğunuzu ve bir sonraki anlayış düzeyine neredeyse hazır olduğunuzu söylüyor. Bir sonraki anlayış düzeyi, Peder VVhite’nin kendisinden geliyor Sizinle birlikte bir tılsımlı odada dua ediyor ve size banyo yapmanızı söylüyor. Sonra bir daha yıkanmanızı söylüyor. Sonra bir daha. Onun istediği kadar temizlenemiyormuşsunuz gibi görünüyor. Sonra sert süngeri elinizden alıp, sizi kendisi yıkıyor, deriniz kızarıp acıyıncaya kadar bastırıyor. Yüzünüzü ve ayaklarınızı nasıl temizleyeceğinizi öğretiyor. Vajinanızın etrafını nasıl temizleyeceğinizi, anüse özel özen göstermeniz gerektiğini söylüyor. “İşte böyle,” diye fısıldıyor dişlerini sıkarak, “Ve böyle.” Peder VVhite size bir Gideon incili veriyor ve kendisi sizin temiz olup olmadığınızı kontrol ederken, ayetler okumanızı istiyor. Bunun, sizin aklınızı güçlendirmek ve toleransınızı geliştirmek için olduğunu söylüyor. Bacaklarınızı açıyorsunuz ve ilahileri okumaya başlıyorsunuz. Vahiy kitabını okurken üzerinize eğiliyor ve Matta İncilini okurken elini kalçanıza koyuyor. Yarı sert penisinin ucunun size sürtündüğünü hissediyorsunuz. “Yeminli Gardiyanlar’ın havarisi olabilmek için,” diye fısıldıyor Peder VVhite, “Almak zorundasın,” ve bunu söyleyerek, kalçanızı havaya kaldırıp, sert bir şekilde içinize giriyor ve geliyor. Önce şoke oluyorsunuz ama sonra peder, sizin adınıza çok mutlu oluyor. Size bir Yeminli Gardiyan yüzüğü veriyor ve en sevdiği öğrencisi olduğunuzu söylüyor. hale gelirdiniz? Şey, artık evin en üst kademedeki kadını olmazdınız, bu kesin. Dosdoğru duygusal depresyonunuza mı dönerdiniz? Eskisi gibi şişman ve arkadaşsız hale mi gelirdiniz? Tabii, gelirdiniz. Annenizle babanız sonunda, sizi ziyarete gelip, sapkın külte katılarak beyninizin yıkanmasına izin vermekten vazgeçmeniz gerektiğini söylediği zaman, onlara yanlış düşündüklerini söylüyorsunuz. Kesinlikle anlamıyorlar. Anneniz ağlıyor ve babanız öfkeyle çıkıp gidiyor. Olanlar o kadar sevimsiz ki onlara bir daha gelmemelerini söylüyorsunuz. Peder White memnun oluyor. Öğrenmekle dolu günlerinize geri dönüyorsunuz, akşamlarınız çalışmayla ve duayla dolu geçiyor. Her Cuma günü, evde yapılan mumlar, çiftçi pazarında satılıyor. Cuma günlerinden nefret ediyorsunuz; çok gürültülü ve dışarıdaki insanlar çok acayip. Bir gün gruptan biraz uzaktasınız ve önünüze bir kız çıkıyor. “Nasıl gidiyor?” diye soruyor. “İyi, teşekkürler,” diyorsunuz. “Af edersin iz.” Kız yine önünüzü kesiyor. “Acelen mi var?” diye soruyor. “Seni bekleyen birisi mi var?” “Efendim?” Elindeki kereviz sapını çiğnerken, “Ben de senin gibiydim,” diyor. Sizi baştan ayağa süzüyor; yargılar gibi. Bir zamanlar Gözlem Kulesi adında bir başka “gençlik grubuna” girdiğini ama sonunda bu grubun bir kült olduğunu anladığını söylüyor. Sonra kızın arkasında, mavi rüzgârlıklı bir adamın durduğunu fark ediyorsunuz. Size bakış şekli hoşunuza gitmiyor. “Beni annenle baban gönderdi,” diye fısıldıyor kız. “Yeminli Gardiyanlar’daki insanların seni sevdiğine inanmaya koşullandırıldın. Sevmiyorlar. Sana seks yaptırmaya başladılar mı?” Bir adım geriliyorsunuz. “Kimse bana bir şey yaptırmıyor.” “Eminim yaptırmıyorlardır.” Evdeki konumunuz bir gecede yükseliyor. Yerçek porsiyonlarınız büyüyor, daha iyi bir odaya taşınıyorsunuz ve bundan sonra sadece Peder VVhite ile dua edeceğiniz söyleniyor. Bir açıdan, olanların tuhaf olduğunu biliyorsunuz ama umursayamayacak kadar çok uykunuz var ve çok açsınız. Ayrıca, mutlusunuz da. İyi bir şey yaptığınız için mutlusunuz. Peder VVhite mutlu olduğu için mutlusunuz. Buraya gelmeden önce kimdiniz? Hiç kimse. Gidecek olsanız ne
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM – 8-

ŞAHANE HATALARIM – 8- 32. Bölümden… Yeminli Gardiyanlar Evi’ne taşınmaya karar veriyorsunuz ve taşındıktan kısa bir süre sonra evin liderleri bütün faturalarınızı ve banka hesap özetinizi görmek istediğini söylüyor. Baş danışman Peder White, Yeminli Gardiyanların bütün borçlarınızı üstleneceğini söylüyor. Okul borçları, kredi kartları; her şeyi. Durup dururken. Bitecek. “Senin huzurlu, ibadete hazır bir halde olmanı istiyoruz,” diyor. “Sana yeni bir başlangıç sunmak istiyoruz.” Böyle birkaç basit yazışmayla, bütün mali sorumluluğunuzu Yeminli Gardiyanlar üstleniyor. “Çalışman da gerekmeyecek,” diye güvence veriyor Peder VVhite omzunuza hafifçe dokunarak. “Biz sana bakacağız.” Bakıyorlar da. Faturalarınızı, vergilerinizi ve gelirinizi hallediyorlar. Size yiyecek, kıyafet ve kalacak yer sağlıyorlar. Günün etkinliklerini planlıyorlar, kişisel gelişiminize ve kendinize saygı duymanıza yardımcı oluyorlar. İçinizde yeni bir huzurun ve sakinliğin büyüdüğünü hissediyorsunuz. Ev kuralları katı bir şekilde uygulanıyor. Ziyaretçi yok, aile yok, televizyon yok, gazete yok, radyo yok. Eve mektup yazmak veya evden mektup almak yasak. “Geçmiş yaşantındaki tüm toksinlerden arınmaya çalışıyorsun,” diye telkinde bulunuyor Peder White. “Zihin temiz kalmalı. Dış etkenler bir numaralı düşmandır. İnsan, dünya tarafından zehirlendiği zaman temiz ve hafif kalamaz.” Ev çok güzel ama yemek saatleri belirsiz. Akşam yemeği bazen akşam 17.00’cla, bazen de gece yarısında. Bazı günler sizi sabahın dördünde kahvaltıya kaldırıyorlar, diğer günlerde ise öğlene kadar bir şey yiyemiyorsunuz. Ne zaman yiyeceğinizi asla bilemiyorsunuz ve yediğiniz zaman da, vejetaryen olan küçük bir porsiyon veriyorlar. Bazen sadece ekmek oluyor. İşin güzel tarafı, kilo veriyorsunuz ve diğerleri kadar sağlıklı ve ince görünüyorsunuz. Kötü tarafı, devamlı açsınız ve başınız ağrıyor. Yatma zamanları da belli değil. Nedenini bilmiyorsunuz ama evin programı sürekli değişiyor. Bir gün erken kalkmanızı istiyorlar, ertesi gün geç. Bazen meditasyon yapmanız için sizi sabahın üçünde uyandırıyorlar, bazen de güneş doğana kadar yatamıyorsunuz. Size amacın, alışkanlıklarınızı kontrol altına almak, kendi yirmi dört saatlik ritminiz üzerinde güç sahibi olmanız, böylece ne zaman uyuyacağınıza bedeninizin değil, sizin karar vermenizi sağlamak olduğunu söylüyorlar. Sonunda buna alışacağınızı, fakat şimdilik hep bitkin ve donuk olduğunuzu, sanki hiçbir şeyi düzene sokamıyormuş, tam olarak anlayamıyormuş gibi davrandığınızı belirtiyorlar. Ayrıca çok fazla dua ve meditasyon var. Gerçekten çok fazla dua ve meditasyon. Olabileceğini düşündüğünüzden çok daha fazla. Bir tanrıya veya ilaha dua etmiyorsunuz, daha çok kendinize, içinizdeki boşluğa (doldurulması gerekiyor) dua ediyormuşsunuz gibi görünüyor. Daire şeklinde gruplar halinde dua ediyorsunuz, ekipler halinde dua ediyorsunuz ama asla yalnız başınıza dua etmiyorsunuz. Yanlış yapmanızdan veya kötü alışkanlıklar edinmenizden korkuyorlar, bu nedenle yanınızda hep bir dua partneri var. Şimdilik partneriniz Summer ve ikiniz, günde en az üç kere, bodrum katındaki küçük porselen fayanslı odalar olan “tılsımlı” odalarda dua ediyorsunuz. Bu odalarda küvetler var ve çoğu zaman yıkanırken dua ediyorsunuz. Bunun, dua ederken arınmanıza yardımcı olduğunu söylüyorlar. Tam olarak anladığınız söylenemez
Devamını Oku

ŞAHANE HATALARIM 4-

Antalya Grup Yapan Escort
ŞAHANE HATALARIM 4- beni süzdü. Aldatmadığından emin olunca ra- hatladı: -Ya… Demek öyle. Ama bu sözlerin neler ifade ettiğini anlatmak, sayfalarca yazıyı gerektirir. Genç kadın, kocasına şunu demek istiyordu: “Nasıl? Bu delikanlıyla herşeyi mi anlat- tın? Sırrımızı ele mi verdin?” Kadının tavrını ben böyle anlamlandırıyor- dum. Komşum da benim gibi anlamlandırmış ol- malı ki, şöyle dedi: -Evet. Bunda bir kötülük yok. Adalete tes- lim ettiğim haydutların öç almasından kork- sam bile namuslu insanlardan korkacak ne var? Benim saklandığımı, mesleğimden utandığımı sanmıyorsun ya? Karısı: -Yanlış anlama. Dedi. Bay Mechinet onu işitmiyordu. Kafasından bir şeyler geçtiği belliydi. Sonra konuştu: -Elbette… Tuhaf fikirlerin var, hanım. Ben uygarlığın meçhul bir bekçisiyim. Rahatlığım pahasına ve hayatımı tehlikeye atarak toplu- mun güvenliğini sağlıyorum. Bundan utana- cak mıydım? Gülünç olur bu. Polis teşkilatı- nın ayrı bir bölümü olan bizlere karşı geç- mişten gelen ön yargılar var, diyebilirsin. Umurumda değil bu. Evet, bize tepeden ba-kan yetenekli bayların var olduğunu biliyo- rum. Ama ben ve meslektaşlarım yarın bir grev yaparsak ve aman vermediğimiz haydut sürüsüne sokakları serbest bırakırsak, onla- rın suratlarının ne hale geleceğini görmek is- terdim. Karısı, böyle çıkışlara alışkındı hiç konuşma- dı; iyi de etti. Çünkü komşum itirazla karşılaş- mayınca büyülenmiş gibi yatıştı şöyle dedi ona: -Ama konuyu değiştirelim. Şimdi çok önemli bir konu var. Yemek yemedik açlıkta- n ölüyoruz, bize yiyecek bir şeyler verir mi- sin? Bu akşamki hali, kadının çoğunlukla itirazsız kabul ettiği hallerden olmalıydı; tatlı bir gülüm- semeyle: – Beylerin yemekleri şimdi hazır olur. Masaya oturduk, nefis birer biftek kondu önü- müze. Bayan Mechinet, biz yerken kadehlerimi- zi nefis bir şarapla dolduruyordu. Ben, bu sakin arkadaşımı gizlice seyreder- ken, bu rahat evin ona ait olduğunu, bu ufak te- fek ve güzel kadının kocası olduğunu düşünü- yordum ve kendi kendime soruyordum, akıl al- maz maceraların kahramanı, usta hafiye bu adam mı diye. Karnımızı güzelce doyurduk. Yemekten son- ra Mechinet, karısına günün olaylarını anlattı, A-7.x«..o., w..um yanma oıurmuş, DuyuK bir dik- katle dinliyor, anlayamadığı zaman soruyordu. Arkadaşım sözünü bitirince, karısı şöyle dedi ona; –    Büyük bir yanlış yaptın. Düzeltilmeyecek bir yanlış. Kocası sordu: –    Nasıl yani? –    Müdüriyete gitmene gerek yoktu. –    Ama… Monistrol.. –    Evet, onu sorguya çekmek istiyordun. Ama ne işine yaradı? –    Çok işime yaradı. –    Yaramadı. Hemen “Vivienne Caddesi’ne, karısına gitmen gerekirdi. Onu, kocasının tu- tuklanması dolayısıyla kapıldığı heycanlı hal içinde yakalardın. Eğer şüphe edildiği gibi suçluysa ona biraz ustalıkla herşeyi itiraf et- tirirdin. Bu sözler üzerine ben yerimden sıçradım: –    Evet. Sonra, karalı bir tavıla devam etti: –    Bundan hiç kuşkum yok. Biliyor musu- nuz, şuna eminim ki cinayeti kadın planladı. Erkeklerin işlediği yirmi cinayetten onbeşi kadınlar tarafından planmış ve telkin edil- miştir. Bay Mechinet’ye sorun. Kapıcı kadı-nın tanıklığı sizi aydınlatmalıydı. Kim bu ba- yan Monistrol? Çok güzel bir kadın. Söylene- dildiğine göre, ihtiraslı bir kadın, kocasını parmağında oynatıyor. Ama ne halde? Para- sızlıktan kıvranıyor, ihtiyardan yüzbin frank istiyor. İhtiyar bu parayı vermeyerek onun umutlarını söndürüyor. Sizce kadın, öldüre- siye nefret...
Devamını Oku